2014 Yılının Vizyon Ötesi En İyi 20 Filmi

2014 Yılının Vizyon Ötesi En İyi 20 Filmi

Share Button

2014 yılı içerisinde ülkemizde vizyon yüzü gören yerli-yabancı filmler içerisinden seçtiğimiz en iyi 20 film listemizden sonra, festivallerde izleme imkanı bulduğumuz fakat henüz vizyona girmemiş filmler içerisinden oluşturduğumuz listemiz ile tekrar karşınızdayız. İşte Cineritüel’in vizyon ötesi en iyi 20 film seçkisi!

1. Leviathan – Andrey Zvyagintsev, Rusya

Gnostikler dünyayı zincire vuran canavarlara kafa tutmak için karşı-canavar hazırlamaya yönelik her türlü girişime itiraz ederler. Oysa Leviathan tersi bakış açısını kutsar; ona güç verir, destek olur. Leviathan’ın aşılamak istediği ”insan insanın kurdudur” söylemidir; ne de olsa kendisi karanlıktan beslenen bir canavardır; aldanmamak gerekir. (Filmin EleştirisiLeviathan (2014): Canavarın Yansıması) (Gökhan Gök)

Leviathan Cinerituel

2. Force Majeure / Turist – Ruben Östlund, İsveç, Fransa, Norveç

Ruhu sınamayı kendini tanıma olarak yorumlayabilir ve bu ilk karşılaşmanın “ben”den insana doğru ilerlediğini söyleyebiliriz; çünkü insanı salt düşünen bir varlık olarak ele alırsak ve duygulanan özelliğini geri plana itersek elde kalana insan değil, “ben” denir. İlişkilerin seyri de bu yöndedir: “Ben”in iktidarlığından duygusal fırtınalar nedeni ile kendini tanımaya uzanır. Ruben Östlund’un Force Majeure / Turist filmini izlediğim ilk andan itibaren aklımın bir köşesinde Raskolnikov’un kendini tanıma seyri ve ruhun sınanması olgusu var. Çünkü film boyunca, Fransız Alpleri’ne kayak tatiline giden ve konformist yaşamın tüm devinimlerine sahip bir çekirdek ailenin kendilerini ve ilişkilerini tanıma seyirlerine anbean tanıklık ediyoruz; ve bu tanıklık, içinde birden çok yüzleşmeyi barındırıyor. (Filmin Eleştirisi: Force Majeure (2014): Önce Kendini Tanı) (Teksin Begeç)

Force Majeure Cinerituel

3. Jiao you / Sokak Köpekleri – Tsai Ming-liang, Tayvan, Fransa

Tsai Ming-liang’ın genel izleyici için sabır isteyen ancak izleyicisini her daim ödüllendiren filmlerinden biri olan Sokak Köpekleri, Taipei sokaklarında yaşam mücadelesi veren üç kişilik evsiz bir aileyi merkezine alıyor. Ayaklı tabela olarak çalışan bir baba ve alışveriş merkezlerinde bedava yiyecek için dolaşan iki kardeşin minimalist hikâyesinde yönetmen duyguların üzerinde ısrarla duraklıyor. Filmin hiçbir anında taviz vermediği tavrı, umut ve yoksulluğa dair söylemi ve görsel tercihleri ile film, kentli karanlık bir masala dönüşüyor. Sükûneti tedirgin edici bir boyuta taşıyan Sokak Köpekleri, son yıllarda izlediğimiz en etkili filmlerden birisi. Sabırlı izleyici için ise bir sinema şaheseri. (Gökhan Gök)

Jiao you Cinerituel

4. The Selfish Giant / Bencil Dev – Clio Barnard, İngiltere

Sinema-toplum ilişkileri açısından alt sınıf beklentilerini çocuklar gözünden anlatan Bencil Dev, her çeşit otoriteye (okul, aile, gelenek vs.) karşı gardını kapitalist ideolojinin ürettiği şirketleşmiş ebeveynlere karşı arkadaşlık üzerinden alıyor. Film modern karanlık bir masal olmasının ötesinde, bir ruhun kurtulması uğruna sürdürülen soğuk dram mücadelelerinin en iyilerinden biri. Büyüme öykülerinin aksine, omuzlarına yüklenmiş ağır yükten dolayı ölümden bir önceki döneme tekabül eden süreç içerisinde yaşayan iki arkadaşın sürekli kaybediş hallerini, daha çok bir arkadaşlık sınavı üzerinden aktarıyor ve bu sınavda okula gitmenin hiçbir anlam ifade etmediği bir çocuk için korkunç bir soru var: En değer verdiğinin başarısını kıskanmanı sağlayan bencilliğin, onu kaybedişini kabul edebilir mi? (Teksin Begeç)

The Selfish Giant Cinerituel

5. Under The Skin / Derinin Altında – Jonathan Glazer, İngiltere, ABD, İsviçre

Ruh-beden diyalektiği, görmenin sınırları ve çeşitleri, siyah ve beyazın gözde oluşturduğu perde, Adem-Havva motifleri, derisine göre cisimleşen kişilikler… Under the Skin baştan sona insan olmaya ve tensel olduğu kadar duygusal hissetmeye / hazza dair bir film. (Teksin Begeç)

Under The Skin Cinerituel

6. L’inconnu du lac / Göldeki Yabancı – Alain Guiraudie, Fransa

Alain Guiraudie’nin izleyiciyi sarsmaktan çok eşyanın tabiatına uygun, estetize edilmemiş grafik seks görüntülerini etkin bir sinematografi ile kurgulayarak sunduğu Göldeki Yabancı, örtük cinsel göndermeleri, karakter yaratmadaki başarısı ve haz ile kurduğu ilişki açısından oldukça tedirgin edici bir film. Tam da bu özellikleri yüzünden eşine pek rastlamadığımız korkutucu bir samimiyet barındırıyor. (Filmin Eleştirisi: Stranger by the Lake (2013): Hazzın Karanlık Yüzü) (Gökhan Gök)

Stranger by the Lake Cinerituel

7. Miss Violence / Şiddet Güzeli – Alexandros Avranas, Yunanistan

11 yaşındaki bir kızın intihar etmesiyle başlayan bir filmin devamında beklenen elbette bu duruma tepkisiz kalmamak olur. Ancak altı kişilik ailesinde bu duruma tepkisiz kalınması gerektiğini söyleyen bir baba figürü vardır. Babanın adının geçtiği her yer yasa, ağzından çıkan her kelime ise ailenin bekası içindir. Ailenin devamı için tepkisizlik şarttır. İntihar tek çıkış yolu gibi gözükür; çünkü intihar, susmadan, gülümseyerek gitmektir. Şiddet, otorite ve baskıyla harmanlanan Şiddet Güzeli, korkunç gerçeklerle seyircisini buluştururken düzenin kan donduruculuğuna dair eleştirisini ortaya koyar. Bu eleştiri, tepkisiz kalmakla ve şiddeti kabullenmekle mikro boyutuyla bakıldığında aileye, makro boyutuyla bakıldığında ise ülkeye aitliği simgeler. (Burç Karabulut)

Miss Violence Cinerituel

8. Boyhood / Çocukluk – Richard Linklater, ABD

Richard Linklater’ın zaman kavramını ele alışı ve bunu özgün bir öykü aktarma yöntemi olarak benimsemesi de kendi sinema dilini oluşturması açısından etkin bir örnek. Sinemayı zamana şekil veren bir deneyim şeklinde tanımlaması, daha ilk filmlerinden itibaren zamanı bir karakter olarak filmlerine yerleştirmesi veya karakterlerini zamanın akışına bırakmasından da anladığımız gibi “zaman” Linklater’ın sinema estetiğinin oluşmasına büyük katkı sağlıyor. Bu açıdan bakıldığında yönetmenin son filmini 12 yıllık bir periyotta, dönemsel çekimler yaparak tamamlaması Linklater Sineması için şaşırtıcı değil. (Filmin EleştirisiBoyhood (2014): Anların Değeri, Zamanın Akıcılığı) (Gökhan Gök)

Boyhood Cinerituel

9. Whiplash – Damien Chazelle, ABD

Damien Chazelle’ın Sundance’i birbirine katan filmi Whiplash, her ne kadar bir müzik öğrencisi ile öğretmeni arasındaki gerilimli ilişkiyi ekrana yansıtsa da, özelde insanların yeteneklerine koydukları sınırlarla, potansiyelleri ve başarı süreçleriyle ilgileniyor. Whiplash’in başarısı ikili arasındaki gerilim ve kendilerini kaybettikleri puslu vadi, mükemmeliyetçilik adına akan gözyaşı, ter ve kan, hatta birbirlerine duydukları nefret-sevgi ilişkisidir. Bunu hiçbir kişisel gelişim kitabında bulamazsınız. (Filmin EleştirisiWhiplash (2014): Şiddetin Sesleri) (Gökhan Gök)

Hollywood’un ana akım anlatısının dışında bir film, kendi ritmi ile seyirciyi klasik anlatı kalıplarının dışında bir anlatımla filmin içine çekmeyi başarıyor. Ayrıca bunu yaparken -bence en önemlisi- Whiplash, gerçeği temsil etmiyor, size hayatın bir replikasını sunmuyor, herhangi bir teşhir yok, ustaca; hakikati imgeleştiriyor. Tıpkı Carax’ın Holy Motors’u gibi… Zannediyorum bu da sinema sanatı için önemli bir şey. (Filmin EleştirisiWhiplash (2014): İktidar, Kötü Bir Şey Değildir) (Kürşat Saygılı)

Whiplash Cinerituel

10. L’image manquante / Eksik Resim – Rithy Panh, Kamboçya, Fransa

Eksik Resim, Kızıl Khmerlerin Kamboçya’da komünizmi kurma sürecini acı bir biçimde gözler önüne getiriyor. Bu gözlemi yaparken de anlatım biçimi olarak oyuncakları seçiyor. Üreticilerin kuracağı söylenen yeni düzenin adı olan komünizmin, üretici ve üretim temelinden uzaklaştırılarak işçiden köle yaratma süreciyle yoğunlaştırılmış bir faşizm düzeni olduğunu anlatan film, her ne kadar bu kelimeyi kullanmasa da bol bol ceset, katliam, açlık ve sefaletin Kızıl Khmerlerin mirası olduğunu tanımlayarak faşizmin ruhunu hissettiriyor. Her yeni gelen iktidarın eskisini aratmayacak şekilde katliamlardan geride kalmadığını da eşsiz siyah-beyaz fotoğraflarla dile getiriyor. (Burç Karabulut)

L'image manquante Cinerituel

11. Ida – Pawel Pawlikowski, Polonya, Danimarka, Fransa, İngiltere

İki kadının kimlik bulma arayışları ve gerçeklerle yüzleşme çabasını anlatan Ida, karakterleri dramatik yapıya hapsetmeden bireysel bir hikâyeyi evrensele ulaştırmayı başaran dili ile farklılaşıyor. Pawel Pawlikowski’nin sabit ancak etkili kamerası, siyah-beyaz görüntüleri ile birleşerek izleyicinin, karakterlerin yaşadıklarından çok duygu durumlarına odaklanmasını sağlıyor. Bunun yanında film geçmiş, bellek, gelecek, karar verme, kendi tabularıyla yüzleşme ve bireysel sınırlarını test etme üzerinde düşünmemizi sağlıyor. (Filmin EleştirisiIda (2013): Kabullenme Üzerine) (Gökhan Gök)

Ida Cinerituel

12. Mahi va Gorbeh / Balık ve Kedi – Shahram Mokri, İran

Sinemanın heyecan verici, yenilikçi biçimini özleyenlerin çölde bir vaha bulmuş kadar sevinecekleri İran filmi Balık ve Kedi, 134 dakikalık tek bir plandan oluşuyor. Shahram Mokri’nin ikinci uzun metrajı kamp yapmaya giden bir grup üniversite öğrencisinin, restoranlarında insan eti servis ettiklerini öğrendiği gerçek bir olaydan esinleniyor. Zaman ve mekân olgusuyla ilişkisi, janrlar arasında gezinmesi, biçimsel meydan okuması ile hikâyenin metaforik yapısını başarıyla birleştiren film, benzerine çok nadir rastlayabileceğiz yapıbozumcu bir sinema vadediyor. (Gökhan Gök)

Mahi va Gorbeh Cinerituel

13. Maps to the Stars / Yıldız Haritası – David Cronenberg, Kanada, ABD, Almanya, Fransa

Satirik, hatta yer yer kitch ögelerle çerçevesi çizilmiş yeni Cronenberg filmi Yıldız Haritası, yüzünde ve vücudunda yanık izleri, cazibeden yoksun tavırları ve hiç çıkarmadığı eldivenleriyle olması gereken en son yer olan Hollywood’a gelen Agatha’yı merkeze alıyor. Agatha’nın öyküsünden çıkarımla entelektüel bir uyarıcılık görevi üstelenen Yıldız Haritası atıf yaptığı evrene paralel, kontrollü olarak dağılıp gerçeküstü bir anlatımda tamamlanıyor. Rüya fabrikasının altını kazıyan, kabuk bağlamış yaraları deşen, kanatan Cronenberg, sapıklık ve patolojik çelişkiler çerçevesinde bağımlılık, aile ve özgürlük söylemleri ile sadece Hollywood’u değil, toplumsal katmanları da zehir zemberek bir biçimci üslupla masaya yatırıyor. (Filmin EleştirisiMaps to the Stars (2014): Hollywood Yangın Yeri) (Gökhan Gök)

Maps to the Stars Cinerituel

14. Miele / Bal – Valeria Golino, İtalya, Fransa

Bir ritüel vardır: Ayağı kırılmış bir at daha fazla acı çekmemesi için öldürülür. Peki, ölümcül hastalıklara yakalanmış ve acı çeken insanların hayatlarına son vermek istedikleri zaman yapacakları ne vardır? Filmimize göre bu sorunun cevabı, Miele’yi aramak. Ölüm meleğini rol model edinmiş bir kadının, ruhumuzu bedenimizden almak için değil, bedenimizde hissettiğimiz acıyı yok etmek için geldiğini düşündüğümüzde olumlu bir sonuç elde edeceğimizi düşünsek de cinayet hiçbir zaman masum bir eylem olarak adlandırılmayacaktır. Miele, hayatla ölüm arasındaki ince çizgi üzerinde seyir eden oldukça zor bir hikâyeyi hakkını vererek anlatabilmesi ile öne çıkan, kaçırılmaması gereken bir film. (Teksin Begeç)

Meiele Cinerituel

15. Child of God / Tanrının Oğlu – James Franco, ABD

Child of God, malı mülkü olmayan bir adamın sosyal düzen içerisinde kaçak yaşamasını konu ediniyor. Dogma akımına yakın bir kameranın odağında olan ana karakterimiz McCarthy için söylenebilecek tek şey; şiddetin onunla doğduğu olacaktır. Sosyal düzenden kaçmasıyla kendi gelişmemişliği arasında bağ kuran McCarthy, bir toplayıcı-avcının insan hali olarak varlığını anlamlandırır. Suç işlemeyi mubah gören ve bu düzensizlik sarmalını kendine göre düzen olarak işleten bir adamın, içindeki vahşiliği köklerine dönüş olarak görmesiyle “vahşi” ve “medeni” kavramlarını yıkan Child of God, böylece insan medeni bir varlık olabilir mi sorusuna kendince cevap veriyor. (Burç Karabulut)

Child of God Cinerituel

16. Papusza / Taş Bebek – Joanna Kos, Krzysztof Krauze, Polonya

Taş Bebek, bir Çingene şairi olan Bonislawa Papusza’nın şiirlerini ve hayatını merkezine alıyor. Çingenelerin hayatlarının zorluğu, kültürlerinin ve yaşam alanlarının ele geçirildiği, hatta Polonya hükümeti tarafından yeni bir göçe zorlandıkları bu insan topluluğunun hayatta kalma mücadelesi de güçlü sahneler olarak filmde yer buluyor. Bir şairin hayatından çok Çingene grubunun yolculuk ve daimi yolda kalma hikâyesini dramatize eden film, Papusza’nın şiirlerinin de Polonyalı iki şair aracılığıyla yazılmasını ve Polonya’da duyulmasını da ironik bir gayretle veriyor. (Burç Karabulut)

Papusza Cinerituel

17. Calvary / İnfaz – John Michael McDonagh, İrlanda, İngiltere

Calvary, bir papazın 7 gün içerisinde öldürüleceği tehdidini alması ile kendisini kimin öldüreceğini araması üzerine kurulmuş iyi bir gerilim filmi. Papaz, suçluyu ararken kendi cemaatinin daha ölümcül günahları olan bireylerden oluştuğunu öğreniyor. Hiçbir anlam vermedikleri inançlarını, kendi kızgınlık ve hayal kırıklıklarıyla birleştirerek yarattıkları hayatlarında pişmanlıklar olan bir cemaat. Böyle bir topluluğun papazı olunca da papazı kimin öldüreceği seyirci için büyük bir bilmece haline geliyor. (Burç Karabulut)

Calvary Cinerituel

18. Matar a un hombre / Bir İnsanı Öldürmek – Alejandro Fernández Almendras, Şili, Fransa

Bir İnsanı Öldürmek, yasaların kişi özlük haklarını korumaktan ziyade bürokrasinin dayattığı kâğıt israfı olduğunu gözler önüne sererken, bu hakka sahip çıkmak ve çevresindeki tehlikelerden korunmak adına bireyin benliğindeki değişimin en uç noktada gerçekleşebileceğini söylüyor. Filmin aklıma getirdiği öncelikli şey Kafka’nın “yasanın ne olduğunu asla öğrenemedim” söylemi. Beni bu düşünceye iten sebep ise, kötülüğün ancak kötülükle yok edilebileceği savını rahatlıkla desteklemeye düşecek bir yaklaşım sergileyen filmin, bundan uzaklaşmak adına tekrar yasaya dönmesiydi. Kişinin yaşam ve özlük haklarını korumaktan aciz yasanın, aynı zamanda bir gereklilik ve yanlış bir söyleme düşmemek adına kurtuluş noktası olduğunu söyleyen yapım, iyi bir tezatlık örneği sunuyor. (Teksin Begeç)

Matar a un hombre Cinerituel

19. Nymphomaniac / İtiraf – Lars von Trier, Danimarka, Almanya, Belçika, İngiltere, Fransa

Sanatçı / masalcı anlattığı hikâyelerinin gerekçelerini sürekli olarak ıstıraba ya da melankolik yalnızlığına kapanıp kalmış varlıklara getirdiği tesellide aramaktadır. Kahramanların düşmüş olması anlatıcıyı yücelten bir durumdur -sonuçta onları elemden kurtaracak kişi de kendisidir-. Ancak bu hassas dengeyi korumak, hikâyeye gereğinden fazla müdahil olmamak gerekir. Lars von Trier’in özellikle son filmi Nymphomaniac’ta (İtiraf) kendini konumlandırdığı pozisyon işte bu tehlikeli çizginin ötesindedir. Bu ifade biçimi sınırlarda gezmeyi seven birinin bir süre sonra uzaktan gördüğü mayınlı bölgelerle ilgili ahkâm kesmesi, kendisini tanımlarken masalcı -gizli özne- olduğunu unutup fikirlerini dogmatik olarak empoze etmeye çalışması gibi sonuçlar doğurmaktadır. Trier filmin içine boca ettiği entelektüel birikimini bir ispat çabasına dönüştürmüş olması maalesef ki savlarının birbirleriyle çelişmesine sebep olmaktadır. (Filmin EleştirisiNymphomaniac (2013): I Can’t Feel Anything) (Gökhan Gök)

Nymphomaniac Cinerituel

20. Toz Ruhu – Nesimi Yetik, Türkiye

Toz Ruhu, oluşturduğu karakter ile yerli sinemadaki erkek algısının karşısında duran nefis bir eleştiri. Fantezi-müzik seven bir erkek karakterin cinselliğe, toplumca benimsenmiş kadın-erkek işleri ayrımına bakışı sabit değildir ve olmamalı diyen film, batı-doğu yaklaşımlarını Tanpınar’dan, Pamuk’tan alarak devam ettiriyor. Mahmut Fazıl Coşkun’un Yozgat Blues filmi ile paralellik gösteren yapımı Onur Ünlü’nün desteğinin bulunması yüzünden Ünlü filmleri ile benzeştirmek, her iki yönetmenin erkek karakterleri arasındaki farktan ve filmlerindeki erkek dünyası ideolojisi yüzünden mümkün değildir. Karakterin geleneksel erkek algısından farklı bir erkek profili çizmesi aklınıza feminen bir karakter çizdiği yanılgısına düştüğünü getirmesin. Zira yönetmen Nesimi Yetik bu algıyı kıracak anlatıyı da filmin tümüne sirayet etmiş naiflik üzerinden naif bir dokunuş ile kırıyor. (Teksin Begeç)

Toz Ruhu Cinerituel

twitter.com/cinerituel

facebook.com/cinerituell

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.