White God (2014): Kim Öğretiyor Siyahı ve Beyazı? (Fuller’in Beyaz Köpek Filmi Üzerinden Beyaz Tanrı’nın Konumlandırılması)

White God (2014): Kim Öğretiyor Siyahı ve Beyazı? (Fuller’in Beyaz Köpek Filmi Üzerinden Beyaz Tanrı’nın Konumlandırılması)

Yazar Puanı3.5
  • Macar yönetmen Kornél Mundruczó’nun 2014 Cannes Film Festivali’nden Belirli Bir Bakış (Un Certain Regard) ödülü kazanan altıncı uzun metrajı White God, ötekileştirme üzerine yerel bir eleştiri sunarken temanın ‘evrensel problemimiz’ kimliği kazanması sebebiyle dünyanın her yerinde ilgi kazanmayı ve empati sağlamayı da dramatik başarısıyla beraber cebine koymuş bir film. Sadece isim benzerliğinden değil, köpekler üzerinden insanlara dair nefret ve ötekileştirmeyi anlatmayı seçmesi sebebiyle de Samuel Fuller kültü White Dog’u ister istemez akla getiriyor.
Share Button

Farkındasınız değil mi, yakın dönem sinema eserlerinde ötekileştirme temasına rastlamamak imkânsızlaşmaya başladı. Eğlence vadeden filmleri, popüler sinemayı bir kenara bırakırsak tematik, sanatsal veya bağımsız filmler olarak geride kalanları her ne şekilde ele alırsak alalım, temel veya ek vurgu olarak ötekileştirmeye değinen filmlerin sayısı hızla artarken anlatılan hikâyelerin coğrafyası da tüm dünyayı kaplamaya başladı. Yönetmenler Amerika’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Avustralya’ya, her kıtadan ötekileştirilmiş halklara, azınlıklara, cinsiyetlere veya bireylere yönelik yerel hikâyeler anlatsalar da, çığ gibi büyüyen ve yer kürenin her bölgesine sızan bu hastalık artık evrensel bir tema olmaya dönüştü. Irkçılık, mezhepçilik, cinsiyetçilik; sınıfçılık ya da çıkarcılık gibi farklı sebeplerle de olsa aynı kapıya çıkan, nefret ve/veya dışlama olarak sonuçlanan ötekileştirme hastalığı, artık savaşların ve politikaların bile temel dayanağı olma konumuna erişti. Ötekileştirme hastalığına (politikacıların ve toplumun da çanak tutan eylem ve söylemleri ile beraber) yakalananlardaki ivmeli artış sonucu içinde nefret barındıran insan sayısının her geçen gün artması sebebiyle bir gün beraber yaşamanın artık imkânsızlaşacağı, ya kafalardan bu problemin tamamen silinmesi gerekeceği ya da ötekileştirilenlerin dünyadan silinmek isteneceği, daha kaotik ve karanlık bir geleceğe doğru gidiyoruz. Çok mu distopik bir öngörü? Peki, geçmişte örnekleri yaşanmadı mı?

Macar yönetmen Kornél Mundruczó’nun 2014 Cannes Film Festivali’nden Belirli Bir Bakış (Un Certain Regard) ödülü kazanan altıncı uzun metrajı White God, ötekileştirme üzerine yerel bir eleştiri sunarken temanın ‘evrensel problemimiz’ kimliği kazanması sebebiyle dünyanın her yerinde ilgi kazanmayı ve empati sağlamayı da dramatik başarısıyla beraber cebine koymuş bir film. Sadece isim benzerliğinden değil, köpekler üzerinden insanlara dair nefret ve ötekileştirmeyi anlatmayı seçmesi sebebiyle de Samuel Fuller kültü White Dog’u ister istemez akla getiriyor. Hatta belki de Fuller’in, ‘ırkçılık ve ötekileştirme tohumlarının bireylerde doğuştan ortaya çıkmadığı, toplum tarafından bireylere ekildiği’ eleştirisine katılmakla kalmayıp daha sert bir tavır takınarak (ve siyah-beyaz ırk ayrımının köpeklere değil, insanlara has olduğunun da altını çizercesine) beyaz ve köpek kelimeleri ile bir sıfat tamlaması oluşturan Fuller’in aksine, köpeklerin ‘tanrı’ gözüyle baktığı biz insanları kastederek oluşturduğu sıfat tamlaması olan “Beyaz Tanrı” hitabını yapıştırıyor filminin ve insanların üzerine. Fuller’in filminde siyah ırka karşı nefretin aşılandığı ve siyahlara karşı saldırgan bir tutum sergilemenin öğretildiği köpek gibi, Mundruczó’nun filmindeki Hagen da bir ötekileştirme mağduru olarak yanlış ellere düştüğünde nefreti ve saldırganlığı öğreniyor; intikam ve öfke besler hale geliyor.

Ebeveynleri ayrı yaşamakta olan 13 yaşındaki Lili, annesi bir süre için yurtdışına çıkınca aralarının pek de iyi olmadığı daha ilk buluşma anından belli olan babasının yanında bir süre ikamet etmek durumunda kalıyor. Lili’nin çok sevdiği ve arkadaşlık ettiği köpeği Hagen’a muhalefetini ilk anda belli eden babanın Hagen’ı istemez tavırlarına komşuların ve Lili’nin prova yaptığı orkestra hocasının dışlamaları, üzerine bir de devletin koyduğu vergi yükümlülüğü de eklenince Hagen, Lili’nin babası tarafından sokağa atılıyor. Ötekileştirmenin sürekliliğini sağlayan yok sayma ve empati kur(a)mama davranışı baba karakterinde birleşirken Lili’nin, babasının yanına taşınması ile Hagen’ın sokağa itilmesi arasında cereyan eden olaylar, tam da toplumun ve politikacıların ötekileştirmeye çanak tutan eylem ve söylemlerine denk düşüyor. Devletin yasal düzenleme ile safkan Macar olmayan köpekler için vergi istemesi, aksi halde el koyacaklarını belirtmesi ile toplum ve politikacılardaki ötekileştirme ve dışlama davranışları ırkçılık derecesine kadar ulaşıyor.

Sokağa itilen Hagen’ın köpek yakalama ekipleri, köpek tacirleri ve bahisli köpek dövüştürücüleri ile yaşadıkları ise kişiliğe ve tutumlara etki edilerek bireyin nasıl değiştirilebildiği, çıkarlar uğruna beyinlerin nasıl yıkandığı ve nefret tohumlarının nasıl ekildiğine dair çarpıcı detaylar sunuyor. İsim, üslup ve tema benzerliği dışında Fuller ile Mundruczó’nun filmlerini birbirine iliştiren bir başka unsur da White God’ın bu ikinci bölümünün Fuller’in White Dog filminde ekrana gelmeyen eksik parçayı (sürecin başını) tamamlıyor oluşu. Fuller, bir köpeğe aşılanmış olan nefret ve tutumları silebilmenin mümkünatı olup olmadığını sınarken, White God’da ise bir köpeğe söz konusu nefret ve tutumların aşılanışı görüntüleniyor; benzerliklerinin yanında birbirini tamamlayan iki film haline geliyor “Beyaz Köpek” ve “Beyaz Tanrı”. Mundruczó, köpek ve sahip arasındaki dışlama ve eğitim-öğretim ilişkisinden yola çıkarak nefret ve ötekileştirme tutumlarının edinildiği birey-toplum ilişkisine kapı açarak bir köpeğin hikâyesi ile tüm insanlığın problemine ışık tutabilmeyi başarıyor.

Erol Demiray

İşletme ve Radyo-TV-Sinema mezunu. Eleştirel alanında aktif olmaya DVD+ dergisinin resmi forumunda moderatörlük yaparak başladı. İlk eleştirileri ise 2008 yılında Kanal D Home Video dergisinde yayınlandı. 2009’da Sinemaximum sitesinde, 2010’dan itibaren ise kişisel blogunda yazmaya devam ederken Aralık 2013’de Cineritüel’e katıldı. Antalya’da yaşamaktadır.

, , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.