Deliver Us From Evil (2014): Baba, Oğul ve Kutsal Hollywood

Deliver Us From Evil (2014): Baba, Oğul ve Kutsal Hollywood

Share Button

Konuk Yazar: Burç Karabulut

Bizi Kötüden Koru filmi, iki noktada çok önemli tespitler yapıyor. Birincisi; ateist bir adamı alıp dindar, hatta din için mücadele eden biri haline getirmesine giden süreç, ikincisi ise; Hollywood’un Vatikan için bir kurtarıcı olarak görev yaptığı söylenebilir. Propaganda makinesinin çarklarının çok güçlü bir biçimde döndüğü Bizi Kötüden Koru, klasik bir anlatıyla dini korkularımızı gerçeğe dönüştürüp bizi dine kazandırmaya çalışıyor. Bir anlamda Katoliklerin aklanması anlamına gelebilecek bir anlatı inşa ediyor. Daha öncede birçok kez Vatikan’dan esinlenen Hollywood, doğal olarak kan kardeşi Vatikan’ı ipten almaya devam ediyor.

Bir inanç koruyucusu olarak Hollywood

Hollywood’un çoğu kez direk ya da indirekt Hristyan mitolojisi uyarlamalarıyla kazandığı paranın haddi hesabı yoktur. Hollywood bir endüstri olarak ya hep bunu saklamayı tercih etti ya da bu durumu görmezden gelmeye çalıştı. Unutulduğu üzere bir propaganda makinesi de olan Hollywood, aslında bu filmde danışıklı dövüş oynadığını kabul etmiş oldu. Tabii bunu kabul etmesi yönetmenin ideolojisi ile de çokça yakından alakalı olabilir. Keza Hollywood’un İncil hikâyesi yeni bir hikâye değil. Matrix, Yüzüklerin Efendisi (yazarı koyu bir dindar), Noah gibi son dönem uyarlamalarına karşın Ten Commandments gibi erken başyapıtlarda da bu hikâyeyi başarıyla Vatikan yararına sömüren Hollywood, başarıyla uygulamıştır. Bir kurtarıcı olarak ya da bir iyileştirici olarak sahneye çıkmasında da şaşılacak bir durum yok ama belki de ilk kez bu kadar belirgin bir şekilde bir algı çalışmasına girişiyor. Rahibin günahkâr olması ve hatta rahiplikten atılma noktasına gelen bir takım hatalarının bulunmasına karşı hala affedilmesi, bir süre önce Vatikan’ın skandallarla gündeme gelen çocuk tecavüzü olayını kurtarmak olarak düşünmek mantık sınırları içinde yer alıyor.

Vatikan’ın inanç pompalayıcı rolünü baz alırsak aslında Hollywood ile Vatikan propaganda makinesi olarak bir anlamda kutsal ruh ikizi gibidirler. Filmde sanki bunun üzerine temellenmiş gibi bir ateist ile bir rahibin kötü ruhlarla amansız mücadelesini anlatıyor. Kahramanımız olan Cester, askeri eğitimle eğitilmiş bir kişidir. Dolayısıyla, hiçbir şekilde dinle bağlantılı değildir. Tabii bu evinde bulunduğundan bile habersiz olduğu İsa heykelciğine ve kiliseye gitmeyi es geçtiği için ailesinden uzakta ve de işiyle meşgul olan bir Amerikan askeri portresini bize çizer. Karakterimiz, nerden nasıl geldiği belli olamayan bir şekilde lanetle karşılaşıp onu yenmesi gerekiyor. Bir papaz sürekli tımarhanedeki(!) büyülenmiş, kontrol altına alınmış şeytani ruhlar taşıyan insanları ziyaret ediyor. Bir papazın tımarhanede ne işi olur sorusu şöyle dursun, ateist kahramanımız bunu bile sorgulayacak durumda değil maalesef. Ateistliğinin kafa karışıklığından geldiğini bile söyleyebilirim. Hollywood makinesinin başarısı; bu zıt karakterlerimizi hiçbir sorun çıkartmadan eşitlemesi oluyor. Papazımızın daha önceden (Hollywood karakterine yakışır bir biçimde) uyuşturucu bağımlısı olması, bir kere daha aynı hatayı papazken tekrarlayıp tam anlamıyla Tanrı yoluna dönmesi özellikle vurgulanıyor.

Hollywood göründüğü üzere, rayından çıkmış bir karakteri tekrar inanç yoluna sevk etmeye çalışıyor. Bunu yaparken de skandallarla sarsılan Vatikan’ın adeta inanç gücünü restore etme göreviyle ilgileniyor. Zaten filmde görev çağrısı diye bir tanımlama da kullanılıyor. Hollywood, Vatikan’ı kötü algıdan temizliyor. Baba, oğul ve kutsal ruh yerine burada devreye giren Baba, oğul ve Kutsal Hollywood oluyor.

twitter.com/Burckarabulut

, , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.