Black Narcissus (1947): Mitolojiden Sömürgeciliğe Narsisizm

Black Narcissus (1947): Mitolojiden Sömürgeciliğe Narsisizm

Yazar Puanı5
  • Black Narcissus’daki rahibeler için rahibelik kurumu, bireylerin hayallerini, arzularını ve geçmişini bastırma aracı, rahibe kıyafeti ise simgesel bir üniformadan çok insanın özünü saklayan bir örtü, kendini fark etme ve birey olmak isteme ihtimaline karşı bir çeşit zırhtır. Doğal yaşamdan ve sivillerden uzak manastır ortamında birbirlerine karşı aynı zırha sahip olan rahibeler için söz konusu olamayan içsel uyanış veya sivil yaşama dönme arzusu, hikâyedeki rahibelerin görev aldıkları afrodizyak ortamda karşılarına çıkar ve onları zorlar.
Share Button

Sinema tarihinin en başarılı işbirliklerinden biri olan Michael Powell & Emeric Pressburger ikilisi özellikle 1940 ve 50’li yıllarda zamanının ötesinde filmlere imza attı. Sinema tekniği, içerik ve karakter derinliği ile bugün dahi şaşırtıcı gelebilen bu filmlerden biri de Rumer Godden’ın aynı isimli romanından uyarlanan, 1947 tarihli Black Narcissus. Bastırılmış cinsellik ve narsistik kişilik bozukluğu gibi psikolojik okumalara açık temsiller barındıran hikâye, beş misyoner rahibeyi merkeze alır. Himalayalar eteklerinde, artık kullanılmayan bir cariye sarayının, ilkel şartlarda yaşayan halka okul ve dispanser hizmeti vermesi karşılığında bir Hıristiyan cemiyetinin kullanımına sunulması ile göreve seçilir beş rahibemiz. Ancak yörenin doğal yapısı ve kültürü, halkın yaşam biçimi, sarayın atmosferi ve muhatap oldukları birey ve olaylar sonucu bastırılmış arzu ve hayaller tekrar açığa çıkarken kendilerini amaçlarının dışında bulurlar.  Misyoner cemiyet düzenleri ise yerini kaos ortamına ve çatışmalara bırakır.

Mikro Narsisizm: Mitoloji ve Psikoloji Bağlamında Black Narcissus

Filmde narsistlikleriyle ön plana çıkan karakterlerde kara nergis çiçeği kokusunun uyaran olarak kullanılması, bizi mitolojideki narsisizm ve nergis çiçeğine isim kaynaklığı sağlayan Narkissos (Narcissus) hikâyesine götürür. Ovidius’un betimlemesine göre olağanüstü güzellikte bir oğlan olan Narkissos’un ömrünün uzun olması, kendinin farkına varmaması, ne kadar güzel olduğunu görmemesine bağlıdır. 15 yaşına geldiğinde bir su perisi olan Ekho ona âşık olur. Ekho, Zeus’un Hera’dan gizli çevirdiği işlerde gözcülük etmek ve Hera yaklaştığında Zeus’u uyarmakla görevlendirilmiş; ancak bu durum Hera tarafından fark edildiği için duyduğu sözlerin son hecesini tekrarlamakla cezalandırılmıştır. Bunun üzerine dağlarda yaşamaya başlayan ve Narkissos’a rastlayan Ekho, büyük aşk beslediği Narkissos’tan ilgi görmeyince haddinden fazla gurur ve bencilliğe kapılanları cezalandıran intikam tanrıçası Nemesis’ten onu cezalandırmasını ister. Bir su birikintisinin yanından geçerken bıçağını düşüren Narkissos, eğilip almak isterken sudaki yansımasını fark eder. Kendini ilk kez keşfeden, ağzını ve kaşlarını inceleyen Narkissos kendisine âşık olur ve yansımasını seyretmeye dalar. O kadar uzun süre kendini izlemiştir ki sonunda olduğu yere düşüp ölür. Narkissos’un kemikleri çiçek açar ve Nergis (Narcissus) Çiçeği adını alır.*

Narkissos’un kısa mitolojik hikâyesi narsisizmi detaylarıyla tanımlar nitelikte olmasa da Black Narcissus ile temas kuran ayrıntılar içermektedir. Kara nergis çiçeği kokusuna tepki vermeleri ve çiçeğin doğada sahip olduğu kızıl tonları giyim ve makyaj olarak üzerinde taşımaları bakımından Rahibe Ruth ve Kanchi karakterleri narsisizm ile ilişkilendirilebilir. Narsistik kişilik bozukluğunun ilgi görme ve beğenilme ihtiyacı, gerçek dışı senaryolar üretmek ve fanteziler kurmak, eleştiriye kapalılık, kıskançlığını gizlemek için kıskanıldığını iddia etmek gibi belirtileri Rahibe Ruth karakterinde açıkça gözlenir. Bir yetim olarak rahibelere yardım etmesi için yanlarına verilen Kanchi ise sahip olduğu kendini beğenme ve aşırı özgüvenin yanında ilgi çekmek için gerekirse yalan söyleme, hırsızlık ve acındırma gibi davranışlarda da bulunur. Benzer karaktere sahip olsalar da ikisi arasındaki eylem ve dışavurum farkı kültürlerinden kaynaklanmaktadır; ayna karşısındaki tavır ve mimikler, ilgi çekme yöntemleri, giyim ve süslenme anlayışları Hint ve İngiliz kültürü arasındaki farkı vurgular. Kanchi, yörenin asilzade genç generalinin ilgisini çekmek isterken Rahibe Ruth ise bölgedeki tek İngiliz erkek olan ve İngilizler adına ajanlık faaliyetinde bulunan Dean’e kilitlenir. Kanchi-genç general ilişkisi bir doğu masalı gibi ilerlerken Ruth-Dean ilişkisi entrikalarla dolu bir batı hikâyesine dönüşmektedir. Dean’in başrahibe Clodagh ile daha fazla bir araya gelmesi ve sohbet etmesi sonucu kıskançlık krizleri geçiren Rahibe Ruth, Clodagh’ı rakip olarak algılar. Genç generalin mendilinden yayılan kara nergis çiçeği kokusu kalabalık içerisinde sadece Kanchi ve Rahibe Ruth üzerinde eylemsel tepkiye sebebiyet verirken aslında narsistliğini bastırmaya çalıştığı rahibelik üniformasından sıyrılan ve kendine sivil bir kıyafet sipariş eden Ruth’un renk seçiminin kara nergis çiçeği gibi kızıl tonlarında olduğu fark edilebilir. Narkissos mitini konu edinen tablolarda da Narkissos’un bedeni çoğunlukla kırmızı bir kumaşla kuşanmış olarak resmedilmiştir.

Black Narcissus’daki rahibeler için rahibelik kurumu, bireylerin hayallerini, arzularını ve geçmişini bastırma aracı, rahibe kıyafeti ise simgesel bir üniformadan çok insanın özünü saklayan bir örtü, kendini fark etme ve birey olmak isteme ihtimaline karşı bir çeşit zırhtır. Doğal yaşamdan ve sivillerden uzak manastır ortamında birbirlerine karşı aynı zırha sahip olan rahibeler için söz konusu olamayan içsel uyanış veya sivil yaşama dönme arzusu, hikâyedeki rahibelerin görev aldıkları afrodizyak ortamda karşılarına çıkar ve onları zorlar. Himalayalar eteklerinde, 3500 metre yükseklikteki bölgenin çıplak doğası, sürekli esen rüzgâr, temiz hava ve temiz su metabolizmalarında değişikliğe sebep olan ilk etkenlerdir. Manastıra çevirmeye çalıştıkları, eskiden cariye evi olarak kullanılan Mopu Sarayı’nın duvarlarındaki dişiliğe ve cinselliğe vurgu yapan çizimler, yardımına ihtiyaç duydukları Dean’in yarı çıplak giyim tarzı, onlarda cinsel kimliklerini hatırlatıcı ve uyandırıcı etki yaratır. Öğrenci seçimindeki kriterlerin bozulmasıyla kadın ve erkeğin bir arada olduğu okul eğitimine geçmek zorunda kalmaları, yöre halkının gözünde değer kazanmak isterken kural ve sınırlar belirleyememeleri de eklenince rahibeler için hem kendilerine hem de doğaya karşı yenilgi hissi baş gösterir. Başrahibe Clodagh’ın itiraf ettiği üzere aslında geçmişlerini ve bireysel kimliklerini unutmak amacında olan rahibelerimizin zırhları düşmeye başlar. Kilise çanına karşı yerel borazanlar, rahibelere karşı bölge halkının adaklar adadığı Kutsal Adam, üniformalara karşı çıplak tanrıça anlamına gelen Nanga Dalle zirvesinin sert rüzgarları onları tehdit eden ve köşeye sıkıştıran rakiplermiş algısına kapılırlar. Tüm bu unsurlar altında hizmet vermeye çabalarken aslında cemiyete katılmadan önceki yaşamlarını hatırlama sürecine giren rahibeler, bir müddet sonra ayin esnasında dahi anılarına dalar ve kendilerini bundan zevk alırken bulurlar. Yorgunluktan bir şey düşünecek halleri kalmayana kadar çalışma fikri bile cemiyete katılma amaçlarının aslında bir bastırma çabası olduğunu dillendirişleridir. Narkissos’un ömrü nasıl ki kendinin farkına varmaması, ne kadar güzel olduğunu görmemesine bağlı ise, beş rahibemiz için rahibelik ömürleri de kendilerinin farkına varmaları ve acı-tatlı anılarla sivil hayatın ne kadar çekici olduğunu hatırlamaları sebebiyle sona erme tehlikesi yaşar.

Makro Narsisizm: Sömürgecilik ve Misyonerlik Bağlamında Black Narcissus

Black Narcissus’u, yazarının hayat hikâyesi ve İngiltere ile Hindistan’ın tarihsel ilişkisi ile de ilişkilendirmek gerekir. Eser sahibi Margaret Rumer Godden, İngiltere doğumlu olmasına rağmen babasının işi dolayısıyla (şu anda Bangladeş’in merkez şehirlerinden biri olan) Narayanganj’da büyür. Eğitim için tekrar İngiltere’ye döndüğünde sadece kızlara açık yatılı bir okulda eğitim alan Godden, 18 yaşını doldurup okuldan ayrılınca Hindistan’ın Kalküta şehrine yerleşerek İngiliz ve Hintli çocuklar için dans okulu açar. Eğitiminin 14. yılı olan 1939’da ise Black Narcissus’u yayınlar. Kuşkusuz onun Hindistan ve yatılı kız okulu tecrübeleri hikâyenin ortaya çıkmasında ve karakterlerin oluşumunda kaynaklık sağlamıştır. Godden, Black Narcissus’u yazdığında hikâyenin geçtiği Hindistan, Pakistan ve Bangladeş gibi ülkeler İngilizlerin sömürgeci anlayışıyla yönetilen Britanya Hindistanı olarak varlığını sürdürmekteydi. Ancak Powell ve Pressburger tarafından sinemaya uyarlanması, bu ülkelerin bağımsızlıklarını ilan ettiği ve İngiltere’nin bölgeden çekilmek durumunda kaldığı zamanlara rastlar. İngiltere’nin, Hıristiyan cemiyetlerin misyoner faaliyetleri ile beraber sömürge olarak yayıldıkları coğrafyaları yeniden dizayn etme ve disiplin sağlama anlayışı, medeniyet götürdüklerine dair böbürlenmeleri, narsisizmin kibirlilik, aşırı gururluluk, çıkar için başkalarını kullanmak ve övgü beklemek gibi belirtilerini taşır. Dean, başrahibe Clodagh’ı amir yaradılışlı olmakla suçlarken bölge halkının hiç kıpırdamayan, konuşmayan ve herhangi bir talebi olmayan Kutsal Adam’a büyük saygı duyması, adaklar adaması ve kutsal bulması, kültürler ve inanışlar arasındaki farka dair bir başka detaydır. Kilisenin veya herhangi bir dinin baskı kuran, dizayn eden anlayışının her bölgenin doğasına, iklimine ve halkına söz geçiremeyeceğinin de bir örneğidir Black Narcissus.

Rahibelerin cemiyet merkezinin bulunduğu Kalküta şehri aynı zamanda Britanya Hindistanı’nın ilk başkentidir. İngiltere ile ticaret yaparken zenginleşen ve aynı zamanda ordulara da sahip olan asilzadeler filmin arka planında da göze çarpar. Kıyafetleri ve mücevherleri ile zenginliğini sergileyen Hint generaller, İngiltere’den gelen kumaşlar ve parfümler ile meşgul olup sefa sürmekteyken hastalıklarla baş eden ve eğitimsiz bırakılan bölge halkının asilzadeler tarafından yönetiliyor ve yönlendiriliyor oluşu tıpkı İngiliz soylular ve halk ayrımında olduğu gibi narsisizmi bir kez daha gözler önüne serer. Asilzadeler İngilizceye de hâkimken halk Hintçe dahi bilmez. Kilisede öğretilen ilk İngilizce kelimelerin savaş aletlerinin isimleri olması da dikkat çekicidir. Film boyunca arka planda İngiltere’ye giden veya İngiltere’den gelen malların kolileri oradan oraya taşınır; Hint generaller sağlık ve eğitim hizmetini İngilizlerden talep ederken kendileri savaşmakla meşguldür. Rahibelere yardım etmekte olan Dean, bir İngiliz ajanı olarak faaliyetleri yansıtılmasa da emperyalizmin temsilcisi olarak okunabilir. Black Narcissus, Britanya Hindistanı örneği ile sömürgeciliğin bir fotoğrafı, belgesi olarak özel bir konuma daha sahiptir.

Technicolor’un abartılı renkleri filmin renk zengini doğa görüntülerini ve kostümlerini öne çıkarırken detaylardaki renk vurgusunun fark edilmesine de destek sağlar. Britanya Hindistanı’nda İngiliz veya Hintli olmayı bireyler, toplumlar ve coğrafya açısından sunabilmeyi başaran Black Narcissus, hem çok başarılı bir psikolojik gerilim hem de önemli bir dönem filmi olarak izlenmeye, sevilmeye ve incelenmeye devam edecektir.

*Michael Köhlmeier’in “Tanrıların Masalları” isimli kitabından kısaltılarak referans alınmıştır.

, , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.