İki Usta, On Film: Kemal Sunal-Natuk Baytan

İki Usta, On Film: Kemal Sunal-Natuk Baytan

Share Button

Sinemamızın unutulmaz komedi oyuncusu Kemal Sunal’ın usta yönetmen Natuk Baytan ile çektiği 10 adet film, biçimsel ve içeriksel özellikleri ile sanatçının filmografisinde ayrı bir yer teşkil etmektedir. Birbirlerine çok benzer unsurlara sahip olan bu filmler, Kemal Sunal’ın en sevilen ve izlenen çalışmalarından olup, ayrıca incelenmeyi hak etmektedirler. Söz konusu filmler yapım yılı itibarı ile şunlardır: Sahte Kabadayı (1976), Sakar Şakir (1977), Avanak Apti (1978), Korkusuz Korkak (1979), Gerzek Şaban (1980), Üç Kağıtçı (1981), Yedi Bela Hüsnü (1982), Tokatçı (1983), Atla Gel Şaban (1984), Tarzan Rıfkı (1986).

Filmlerin tamamı Cem Film ve Cumhur Film adlı firmaların prodüktörlüğünde çekilmiştir. Senaryolarda ağırlıklı olarak Suavi Sualp ve Erdoğan Tünaş isimleri göze çarpmaktadır. Natuk Baytan da iki filmin (Üç Kağıtçı ve Tarzan Rıfkı ) senaryosunu bizzat kaleme almıştır. Rafet Şiriner, filmlerin tamamında görüntü yönetmeni olarak çalışmıştır.

Oldukça kalabalık ve zengin bir oyuncu kadrosuna sahip bu filmlerde Ali Şen, Ünal Gürel, Macit Flordun, Dinçer Çekmez, Muhteşem Durukan, Yaşar Şener, Yadigar Ejder, Turgut Özatay, Ekrem Gökkaya, Hakkı Kıvanç, Nejat Gürçen, Hayri Caner, Necdet Yakın, Selahattin Fırat, Atilla Ergün, Renan Fosforoğlu, Coşkun Göğen gibi oyuncuların yanı sıra İbrahim Kurt, Erdoğan Seren, Tevfik Şen, Yılmaz Kurt, Arap Celal, Abdi Algül, Zeki Sezer, Süheyl Eğriboz, Muzaffer Civan, Zeki Alpan, Kamer Sadık, Çetin Tolbaş, Yusuf Sezer, Yusuf Çetin, Orhan Çoban, Kadir Kök, Rıza Pekkutsal gibi Yeşilçam emekçileri de sıklıkla rol almıştır.

Natuk Baytan filmlerinde genel olarak sürekli aynı senarist, görüntü yönetmeni, oyuncu isimlerine rastlanılması, zihinlerde Arzu Film-Ertem Eğilmez ekolü çağrışımına sebep olmaktadır ki gerçekten de Natuk Baytan, Ertem Eğilmez gibi sinemamızda kendi ekibini ve ekolünü yaratmış önemli bir yönetmendir. Ancak Natuk Baytan eleştirmenlerce hiçbir zaman ciddiye alınmamıştır. Kendisi de sinema adına güzel işler ortaya çıkarmak amacında bir yönetmen olarak bu durumdan duyduğu rahatsızlığı bir röportajında dile getirmiştir.

Biçimsel açıdan inceleme

Filmlerin tamamında, Natuk Baytan’a özgü teknik anlatım özellikleri hâkimdir. Hepimizin bildiği gibi, Natuk Baytan sinemasının en önemli özelliği şaryo ve dinamik kamera kullanımıdır. Kamera sabit değildir; oyuncuları sürekli takip eder ve farklı çekim açıları mevcuttur. Sinema emekçisi ışık şefi Turgut Köse’nin de belirttiği gibi, Natuk Baytan Türk Sineması’nda şaryoyu en iyi kullanan yönetmendir ve çok planlı sahneyi tek planda bitirir. Necip Sarıcıoğlu’na göre de Natuk Baytan şaryo kullanımını filmin değişmez bir unsuru haline getirmiştir.

Natuk Baytan, Kemal Sunal’lı filmlerinde de bu kendine özgü hareketli çekim anlayışını en başarılı şekilde uygulamıştır. Bu anlayış, Baytan’ın diğer filmlerinde de gözlenebilir. Sunal ve Baytan işbirliğinin ürünü olan filmler, biçimden çok içerik anlamında getirdiği farklılıklar bağlamında ilgiye ve incelenmeye değerdir.

İçeriksel açıdan inceleme

Yüzeysel bir göz gezdirme sonucu filmlerin içeriğine ilişkin en belirgin husus, filmlerin hemen hemen tamamında komedinin bir türü olan “fars”ın kullanılmış olmasıdır.

Tiyatro terimleri sözlüğüne göre fars, komedyanın bir alt türüdür. Komedyanın tersine, gülünç olanı fiziksel eylem ve durumlardan çıkaran; kalıplaşmış durumların, çeşitli kavga sahnelerinin fantezi dolu çeşitlemelerini içeren, stereotip oyun kişilerine dayanan, dil oyunlarıyla eylemi yürütülen fars, tuluat tiyatrosunun başlıca oyun türüdür. Fars’ın içeriği gülünç durumlara dayanır; özünü gülünç olan oluşturur. Gülünç olan, komedyadaki gibi, komik olan dolayısıyla düşündürmeye değil, salt güldürmeye yol açar. Bu nedenle, fars durumları ile fars oyun kişileri, abartılmıştır; olaylar dizisi fiziksel eylem biçiminde yer alır. Güldürü öğesi daha çok hareketlerden ortaya çıkar. Düşünceden çok göze ve duyulara yöneliktir. Vurgu, kişiyi karikatürleştirerek ve olayları abartarak elde edilir.

Fars güldürü öğesine en çok sessiz sinema döneminde, Şarlo veya Buster Keaton filmlerinde rastlanır. Fars güldürü öğeleri olarak şu örnekleri verebilirim: Surata pasta fırlatmak, ateş edip karşıdakinin pantolonlarını yere indirmek, kovalamaca sahnelerindeki çeşitli komik durumlar (boyacının boya kabının kovalayan kişinin başına geçmesi gibi), Cüneyt Arkın’ın komedi içeren dövüş sahnelerinde iki kişiyi kafa kafaya tokuşturması ve tokuşan oyuncuların kol kola girip sarhoş gibi yalpalaması, oyuncunun kafasına kibrit sürterek sigarasını yakması gibi vurdu-kırdı sahnelerindeki bin bir türlü atraksiyon farsa örnek teşkil edebilir. Bir başka ifadeyle fars, kara komedinin zıttıdır.

Bu açıklamalar ışığında rahatlıkla söylenebilir ki, Sunal-Baytan filmleri fars türünü temel almış, farsı benimsemiş filmlerdir. Bu filmlerde amaç, sadece ve sadece güldürmektir. Olaylar, dünyanın herhangi bir yerinde geçebilecek yapıya sahiptir. Atla Gel Şaban filmi istisna; ülkenin sosyal, siyasal, ekonomik yapısına ilişkin gönderme veya eleştiri yok denecek kadar azdır. Söz konusu filmlerin çoğu, 1970’li yılların sonu ve 1980’lerin başı itibarı ile; yani oldukça çalkantılı ve sancılı bir dönemde çekilmiş olmalarına rağmen yaşanan terör, karmaşa ve kaos ortamına doğrudan ve dolaylı değinilmemiştir. Bu tabii ki bir eksiklik veya kusur değildir. Bir tercih meselesidir. Kuvvetle muhtemel, üzerine karanlıklar çökmüş ülke insanını bir parça güldürmek ve rahatlatmak amacı güdülmüştür.

Oysa Sunal’ın Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez, Osman F.Seden, Zeki Ökten, Kartal Tibet yönetiminde çektiği filmlerin çoğunluğu bünyesinde ziyadesiyle hiciv ve taşlama barındırır. Bu yönetmenlerin 70’li yılların sonlarına tekabül eden filmlerinde tüp ve sigara kuyrukları, siyasi örgüt afişleri vb. fonda sürekli dikkat çeken ayrıntılardır. Komedi unsuru çoğu kez, sosyal ve siyasal yapıdaki çarpıklıklardan damıtılmış ve filmin satır aralarına yedirilmiştir.

Filmlerin tamamında rahatlıkla tespit edilecek bir başka özellik, absürt mizah anlayışıdır. Öncelikle söylemek gereklidir ki, bu filmlerde, düz mantıkla bakıldığında kabul edilmeyecek nitelikte saçmalık veya  olağanüstülük içeren  tipleme ve durumlar; filmin kendi iç mantığı içerisinde asla sırıtmamakta ve oldukça mizahi durmaktadır. Sunal’ın Gurbetçi Şaban ve Ortadirek Şaban adlı filmlerindeki absürt mizah anlayışı seyirciye “hadi canım sen de, bu kadar da olmaz” dedirtecek cinstendir; Natuk Baytan’lı filmlerde ise seyirci bütün saçma ama matrak durumları hiç sorgulamadan zevkle ve kahkahalarla izler.

Absürt durumlara örnek olarak; Sahte Kabadayı filmindeki papağanın bir insan gibi konuşması ve fikir yürütmesi, Gerzek Şaban’da Sunal’ın bir yumrukta 100 küsur kiloluk Yadigar Ejder’i havalandırması, Korkusuz Korkak’ta kiralık katilin kurbanına hasta yatağında bakması, Tokatçı’da Karbonat Erol’un yanında konuşulan ve içinde Türkçe kelimeler de geçen uyduruk Japonca’yı yutacak kadar saf olması, Atla Gel Şaban filminde, minibüste belirli koşulların aynı anda bir arada olması halinde Kemal Sunal’ın altılı ganyan tahminlerinde isabet sağlaması gösterilebilir.

Çizgi film mantığı ve kalıpları da sıklıkla rastlanan bir başka öğedir. Klasik çizgi filmlerin çoğunda görülen ana tema bu filmlerde de kullanılmıştır. Dünyayı ele geçirmeye çalışan kötü adamların veya ezeli rakibini yakalayıp yemek amacında olan çizgi film karakterlerinin (Tom, Slyvester gibi) sürekli yeni bir yöntem deneyip bir türlü hedefe ulaşamamaları; kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşmeleri gibi bu filmlerde de Kemal Sunal sürekli ele geçirilmeye ve tuzağa düşürülmeye çalışılır. Çoğu kez mafya ile başı derde girer, mafya çeşitli yöntemlerle Sunal’ı alt etmeye çalışır. Kimi zaman kiralık katil tutulur, üzerine piyasanın en gaddar kabadayıları salınır. Bazen de bomba ile imha edilmek istenir. Ne denenirse denensin, Sunal bütün tehlikelerden kurtulur veya haklı çıkar. Şans ve tesadüfler, Kemal Sunal’ın en büyük gücü ve yardımcısıdır. Sahte Kabadayı filminde azılı kabadayı Susta Kazım’ı; Avanak Apti’de de Barut Osman’ı tamamen şansının yardımı ile saf dışı bırakır. Yedi Bela Hüsnü filminde de Karamürselli Deli Hamdi, Sunal’ın yüzünü hiçbir zaman kara çıkarmayan şansının kurbanı olur. Üç Kağıtçı filminde, sahte bir üfürükçü olarak tam foyası meydana çıkacakken, iyileştirmesi için kendisine getirilen hasta elindeki oyuncak yılanı görür ve korkudan kendiliğinden ayağa kalkar. Şunu da vurgulamak gerekir ki, Sunal aslında hiçbir yeteneği olmayan hatta saf ve enayi birisidir; görünmeyen bir güç, iyilik meleği gibi film boyunca Sunal’ı kötülüklerden korur. Çoğu kez de, şansı yanında rakiplerinin bir takım zaaflarını da istismar eder. Sahte Kabadayı filminde Dikiştutmaz Sabri’yi nasırına basarak etkisiz hale getirir; hapishane de koğuş ağasının kendisine dokunulmasına olan zaafını keşfeder. Korkusuz Korkak’ta ise, bu kez Ayı Abbas’ın limona olan alerjisi imdadına yetişir.

Sürekli yeni bir yöntem deneyip hedefe ulaşma kalıbı, sadece Kemal Sunal üzerinde denenmez. Yedi Bela Hüsnü filminde bu kez Kemal Sunal, sevdiği kız Oya Aydoğan’ı elde edebilmek için Şevket Altuğ’un yönlendirmesi ile çeşitli usullere başvurur. Şevket Altuğ ve Kemal Sunal ikilisi, Tokatçı filminde de şeytanın bile aklına gelmeyecek formüllerle kötülere tokat üzerine tokat atarlar.

Ayrıca bu filmlerde elinde bomba patlayan, uçurumdan aşağı yuvarlanan karakterler hayatta kalmaya devam etmektedir ki bu da ancak çizgi-filmlerde rastlanabilecek bir mizahi durumdur.

Kız İsmet, Marmara Kazım, Vagon Necmi, Komodin Bahattin, Gardrop Fuat, Gerzek Hamdi, Şişçi Coşkun, Sansar Selim, Bombacı Mülayim, Manyak Rıfat gibi birbirinden komik lakaplar da bu filmlerin olmazsa olmazlarındandır.

“Ağzının tavanına salıncak kurup sallana sallana… “, şimdi ananı laciverte boyadım”, “şimdi bademciklerini alacağım senin”, “hamam kurnası gibi delerim”, “çimento torbası gibi dışarı fırlattı” gibi birbirinden yaratıcı, komik biraz da müstehcen bir “bitirim“ ağzı da, filmlere dair hemen farkına varılabilecek ortak özelliklerden bir diğeridir.

Filmlerde, Kemal Sunal filmlerinde çok sık rastlanan müziklerin yanı sıra (Osman İşmen Orkestrası-Diskomatik Katibim albümü, Zafer Dilek’in Türk Halk Müziği’ne çağdaş yorumlar getirdiği albümleri gibi) Rumen müzisyen Vladimir Cosma’nın, Yeşilçam’da çok kullanılmış kimi meşhur müzikleri de dikkat çeker (Avanak Apti-Sirba, Nai Nai Nai, Al Samba). Yeri gelmişken belirtelim: Vladimir Cosma, Tunç Okan’ın Sarı Mersedes (1987) adlı filminin müziklerini de hazırlamıştır. Türk sinemaseverlerin ismen olmasa bile müzikleri itibarı ile aşina olduğu önemli bir bestecidir.

Sonuç

Sinemamızın iki usta ismini bir araya getiren bu on film, kimilerince Kemal Sunal’ın en güzel filmleri olarak kabul edilmektedir. Şurası bir gerçek ki, bu filmler sinemamızda o güne dek benzeri olmayan bir mizah stili yaratmıştır. Günümüzde dahi bu komedi anlayışına ve lezzetine sahip filmler çekilememektedir. Bu apayrı bir tarz olup; tamamen Kemal Sunal, Natuk Baytan ve ekibine özgüdür. Sinemamızın bir dönemine damgasını vurmuş; sinemaseverlerin belleklerinde silinmez anılar bırakarak esip geçmiştir. Uzun yıllar daha izlenmeye, izleyiciyi neşe ve kahkahaya boğmaya devam edecektir.

Konuk Yazar: Yalçın ENGİN

, , , , , , , , , , , , ,

3 comments

  1. Özgür Yılmaz

    Defalarca okuduğum oldukca nesnel ve emek verilmiş bir eleştirel yazı. Ellerinize sağlık sayın Yalçın Engin.

  2. Sonsuz

    Güzel bir yazı. Gani Müjde’ de absürtü seven bir yönetmen.(Kahpe Bizans), Tükenmez kalem Film Grubunun Kaygısızlar dizisi, Şafak Sezer’in de Kolpaçino, G.D.O Karakediyi örnek verebilirim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.