Come and See (1985): Günahsız Olanın Gözünden Soykırım

Come and See (1985): Günahsız Olanın Gözünden Soykırım

Yazar Puanı5
  • Genel kapsamda faşizm eleştirisi, dar kapsamda ise Hitler’e karşı haklı öfkeyi çıkış noktası olarak alsa da savaşın ne kadar büyük bir yıkım ve trajedi olduğunun altını çizen ve gözlemleten, savaşa karşı olma arzusunu insanın iliklerine kadar aşılayan filmdir Idi I Smotri. Savaş konusunda samimiyeti ve insaniyeti en yüksek olan, en hilesiz savaş içerikli filmlerden biridir.
Share Button

Eli silah tutabilirdi aslında; ancak hala çocuk sayılacak yaşlardaydı Florya. Köyünün bütün erkekleri direnişteyken yaşlılar, kadınlar ve diğer çocuklarla beraber kalanlardandı. Ergenliğin eşiğindeydi; kabul edemezdi ne çocuk muamelesini ne de kadınlarla beraber beklemeyi. Kazıyordu, toprak altında yatanlardan kalma bir tüfek arıyordu. Buldu da… Bulmaz olaydı! Annesini ve kız kardeşlerini yalnız bırakma pahasına Sovyet partizan direnişçilere katıldı. Ne bilecekti erkekliğini kazanmak isterken insanlığının elinden alınacağını; gururunu tatmin etmek isterken onurunu yitireceğini; çocukluğunu geride bırakmak isterken birkaç gün içerisinde ihtiyarlayacağını… Oysa “kazmayın” demişlerdi; kazmayın işte! Kazıp bulmasalardı tüfekleri, yine de yaşanmayacak mıydı acılar? Keşif uçakları görmeyecek miydi Florya’nın kasabasını? Yazıklar olsun insana kendi vatanında dahi korku salana! Yazıklar olsun o insanlığın yüz karasına!

1941–1944 yılları arasında Nazi kuvvetlerinin işgal ettiği topraklardan biri Beyaz Rusya, yani Belarus. Hitler’in, hem Yahudi kökenli insanlara hem de Komünizm sistemini benimseyenlere yönelik insanlık dışı tutumu neticesinde Belarus’ta 628 köyü(*), içinde yaşayanlarla beraber yakıp yok ettiği bir dönem; bir soykırım. Belarus’lu yazar Ales Adamovich o yıllarda henüz 15–16 yaşlarında. Eğitimine mecburi ara verip partizanlara katılmış, işgale karşı direniş için gerilla savaşında bizzat bulunmuş bir isim. Bu deneyimleri ışığında 1972 yılında The Khatyn Story isimli kitabını yayımlar Adamovich; sonrasında da aynı kitaptan senaryolaştırılan 1985 tarihli filmimiz gelir. Elem Klimov’un yönetmenliğinde çekilen Idi I Smotri’nin (Gel ve Gör) Florya’sı, Ales Adamovich’in belki kendisi, belki de çocuk gözüyle algıladıklarının beyazperdeye yansımasıdır.

Savaşı konu edinen filmler her ne kadar savaş karşıtı söylem içerseler de yine savaşın vahşetine hizmet etme potansiyeli taşıdıkları bir tartışma konusu olarak kabul edilebilir. Savaşın doğası gereği kendiliğinden sahip olduğu aksiyon ve gerilim seyircinin haz duymasına sebebiyet verebilir. Örneğin Tarantino’nun intikam teması kapsamında anlattığı ırkçılık karşıtı hikâyelerle katharsis (ruhsal arınma) yaratma amacı sayesinde intikam duygusu seyirciye de geçmektedir. Hatta savaş filmlerinde silahlı çatışma ve kan içeren sahneler estetik ve grafik olarak çarpıcı sunulduğunda tüm seyircilerin rahatsızlık duyacağından, savaşın kötü olduğu fikrine varacağından ve özellikle küçük yaştaki seyirciler için özendirici olmayacağından nasıl emin olabiliriz ki! Savaş filmlerindeki keskin iyi-kötü ayrımı sebebiyle ölenlerden ötürü seyircinin duygularında pozitif bir kabarma oluşabilir, seyirci manipüle edilebilir. Bunun zirvesi propaganda filmleridir; ancak pek çok meşhur savaş karşıtı filmde dahi savaştan rahatsız olma düşüncesini seyirciye tamamen ulaştırmak mümkün olamamaktadır. Bu sebeple belki de en zor türdür savaş filmleri. Örneğin Full Metal Jacket‘ın içerdiği sert üsluba ve savaşın anlamsızlığa dair göndermelere rağmen eğlenceli bir seyir içerdiğini düşünenler de vardır. Apocalypse Now‘ın heybetli karakterleri ve gövde gösterisi sahneleri içerikten daha fazla zihinlere kazınmış olamaz mı? Hele Saving Private Ryan’dan geriye top tüfek seslerinin ne kadar gerçekçi sunulduğu ve filmin teknik olarak harika olduğuna dair düşünceler kalırken savaş karşıtı tutuma sahip olup olmadığı bile tartışılır noktada kalmıştır. M.A.S.H. ve Catch-22 filmlerinde olduğu gibi savaşı alaya almak ya da vahşeti perdeye taşımaktan kaçınmak için The Thin Red Line gibi şiirsel bir anlatımı tercih etmek gibi yollar da denendi ve nispeten tartışmaya daha kapalı sonuçlar elde edildi.

Savaşın trajedisini doğru okuyabilmek için bu konudaki Hollywood ürünleri ile sınırlanmamak gerekir. Bir Amerikalı için savaş genellikle askerlerin gözünden anlatılan ve yansıtılan bir şeydir. Amerikan seyircisine ne kadar noksansız geçtiği veya başka halklar için ne kadar tatmin edici betimlemeler barındırdığı tartışılır. Oysa işgallerde ve savaşlarda acıyı en çok yaşayan ve zulmü en çok çeken siviller ve halk değil midir? O halde farklı kıtalardan gelen savaşa dair filmlere ve söylemlerine, savaşın ve işgallerin o yörenin sivillerinde nasıl darbeler yaratıp izler bıraktığına göz atmak önemlidir. Genel kapsamda faşizm eleştirisi, dar kapsamda ise Hitler’e karşı haklı öfkeyi çıkış noktası olarak alsa da savaşın ne kadar büyük bir yıkım ve trajedi olduğunun altını çizen ve gözlemleten, savaşa karşı olma arzusunu insanın iliklerine kadar aşılayan filmdir Idi I Smotri. Savaş konusunda samimiyeti ve insaniyeti en yüksek olan, en hilesiz savaş içerikli filmlerden biridir. Hollywood örneklerindeki gibi ara verip kişisel gereksinimlerle ilgilenmeye, muhabbet ve eğlenceye dalmaya izin yoktur işgal edilen için; film sizi bir dakika olsun rahatlatmaz, eğlendirmez. Klimov’un filminde laf kalabalığı ve göz alıcı görsel unsurlar da yoktur; şaşkınlık ve kaos hakimdir, tam da gerçekliğe uygun olacak şekilde. Florya adında, 15–16 yaşlarında bir çocuğun gözünden aktarılır her şey ve yan karakterler ve yan öyküler barındırmadan, atlama ve sıçrama olmadan, doğal olarak gelişir. Kısa bir süre için Glasha adında genç bir kız eşlik eder Florya’ya sadece ve onun trajedisi de Florya’dan aşağı değildir. Film, izleyici için bir daha unutulmayacak çok özel bir deneyim sunar. Gözlerimizi açarak bakmamızı sağlayan, ekrandan gözümüzü ayıramamamızı amaçlayan bir tarz değildir Klimov’unki; bilakis gözlerini kaçırası gelir insanın. Sebebi mide kaldırmaz görüntüler de değildir üstelik, neler gördü bu türün seyircisi. Gözlerimizi kaçırmak isteriz çünkü Florya’nın yaşadıkları son derece gerçekçi, abartısız ve eksiksizdir; yaşanılanların sorumlusu Hitler olsa bile suçluluk hissi bizi de kaplar. Çocukluk çağı, filmde özel olarak vurgulanır; oyun olarak dahi olsa savaşma güdüsünün, nefretin ve pek çok temel değer yargısının çocukluk çağında kazanıldığı su götürmez gerçektir. Klimov’un çocukları da kamera aracılığıyla sık sık gözümüzün içine bakar. Bu durum bazı anlarda oldukça yıpratıcı ve yürek sızlatıcı da olur; ancak yetişkinler ve ebeveynler olarak çocukların gözünün aslında her zaman bizim üzerimizde olduğu, onların geleceği ve karakterlerinin oluşumunda belirleyici olduğumuzun bilincinde olmamız için bu sorumluluğu hissetmemiz ve Florya üzerinden suçluluk duymamız kaçınılmazdır. Çocuk masumiyetinin, acıyla bütünleşmiş görsellerin zihinde birikimi ve kötü anıların silinemezliği ile kaybedilişi Klimov’un parmak bastığı noktalardan biridir. Film boyu taşıdığı tüfeğini kullanma fırsatı bulamayan Florya, tüm acılarını ve nefretini bir Adolf Hitler resminden çıkarırken belleğinde Hitler görüntüleri sıralanır. Sıra Hitler’in bebeklik resmine geldiğinde ateş edememesi de aynı noktalara temas eder.

Belarus halkının korkusu ve soykırıma uğrayışı da Florya’nın sürüklendiği köylerde yaşananlar aracılığıyla aktarılır. Klimov’un belgeselimsi anlatımı, mekân içinde ve karakterler arasında gezinen kamerası filmin gücüne güç katar. Florya ile birlikte sürüklenir, acı sürprizleri ve kıyımları birlikte yaşarız. Kah koşar, kah gizlenir, kah yere yatar, sığınırız. Nazi kuvvetlerinin keşif uçağına rastlarız sık sık. Sesi ile köylülere verdiği korkuyu seyirci de hissetmeye başlar bir süre sonra. Uçak aynı zamanda tehdit edenin, saldıranın simgesi haline gelir. Idi I Smotri’nin jenerik yazılarına dahi Alman Marşı eşlik eder. Kendi topraklarında yürüyememenin, kendi göğüne bakamamanın, hapsolmuşluğun hissini birebir seyirciye de ulaştırır film. Nasıl ki filmin başında saflık ve tazelik akan yüzü ve ışık saçan gözlerinden geriye hiçbir şey kalmadıysa Florya’dan, bizi de psikolojik olarak yıpratır, adeta yaşlandırır Idi I Smotri. Öyle ki Klimov’un bir daha film çekmek istememesine sebep olan şey bile Florya’nın öyküsüdür belki.

(*) Filmden alıntıdır.

Erol Demiray

İşletme ve Radyo-TV-Sinema mezunu. Eleştirel alanında aktif olmaya DVD+ dergisinin resmi forumunda moderatörlük yaparak başladı. İlk eleştirileri ise 2008 yılında Kanal D Home Video dergisinde yayınlandı. 2009’da Sinemaximum sitesinde, 2010’dan itibaren ise kişisel blogunda yazmaya devam ederken Aralık 2013’de Cineritüel’e katıldı. Antalya’da yaşamaktadır.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.