No (2012): Bir Reklam Hicvi

No (2012): Bir Reklam Hicvi

Share Button

Dönem filmleri farklı bakış açılarına göre işlenebilir; kimileri ele alınan dönemle hesaplaşmak, tarihten ders çıkarmak için, kimileri de birebir dönemin kendisini belgesel bir üslupla aktarmak için konuyu ele alır. Bu tercih aynı zamanda filmin didaktik bir yapıya mı yoksa “gerçeğin yaratıcı bir biçimde yorumlanması”na* mı evrileceğinin de seçimini yapmak demektir. Hikâyenin kimin/neyin gözünden anlatılacağı da bir o kadar önemlidir. Çünkü uzun zamandır süregelen “fiction” ve “nonfiction” kelimelerinin karşılığının (öyküsel olan ve öyküsel olmayan) yaratıcılık konusunda oluşturduğu tartışmalar bu seçimlerle konuyu daha da netleştirecektir. Pablo Larrain’in Şili’nin kanlı darbe dönemini anlattığı üçlemesinin son halkası “No”, bir reklamcının gözünden dönemi anlatması ve tipik bir Mockumentary örneği olması açısından konuyu özetleyecek yapımlardan biri. Aslına bakarsak Mockumentary başlı başına bu tartışmaları sonlandıracak şeylerden biri. Belgesel sinemanın belgeci içeriğinin yanı sıra içerikte hayal gücünün etkilerinin olduğu bu tür, belgesel sinemadaki yaratıcılık tartışmalarını sonlandırabilir.

“Post Mortem ile dikta rejiminin çıkışını, Tony Manero ile en şiddetli zamanını” anlattığını söyleyen Larrain, No filmiyle diktanın sonunu getiren reklam kampanyaları ekseninde rejimin sonunu belgeci bir üslup ile aktarıyor. 1973 yılında devlet başkanı Salvador Allende’ye karşı kanlı bir darbe düzenleyen Augusto Pinochet’in Şili’de uyguladığı dikta rejimini arka planda veren yapım, odak noktasına 1988 yılında Pinochet’in uluslararası baskılara dayanamayıp kendi dikta rejimini referanduma götürmesiyle başlayan ‘Hayır’ ve ‘Evet’ reklam kampanyalarını yerleştiriyor. Kampanyaya göre; her iki yönelim de günlük kendilerine ayrılan 15’er dakikalık televizyon yayınlarında kendi propagandalarını yapacaklardır.

Filmin genel belgeci üslubunu pekiştirmek için 1983 U Matic video kamerası kullanan yönetmen, bu tercihi ile filmdeki arşiv görüntüleri ile kurgusal görüntüler arasında bir bütünlük sağlıyor. Bunun izleyicinin anlatıyı yakalayıp kopukluk yaşamamasında atılmış ustaca bir adım olduğunu belirtelim. En başta bahsetmiş olduğum anlatı yapısı ve hikâyenin bakış açısı tercihleri de izleyicinin konumlandırılması ve anlatıya dâhil edilmesinde büyük önem taşıyor. Bu açıdan filmin belgesel maiyet taşımasının anlamını iyi kavramamız gerekir. Film o dönemi anlamlandırmak ya da o dönemle hesaplaşmak için değil döneme ışık tutmak amaçlı bir yapım. Bu açıdan bir neoliberal ekonomi güzellemesi değil neoliberal bir sistemin bireyi olan bir reklamcı üzerinden Pinochet’in ülkeye yerleştirdiği neoliberal ekonominin ve kapitalizmin kaçınılmazlığının ülkedeki etkilerini aktarıyor. Peki, neden bir reklamcının gözünden? Üçlemenin diğer iki filminde dönemin politik yapısını odak noktasının dışında tutan Larrain, son filminde de -her ne kadar direkt olarak politik anlatının içerisinde olsa da- politik duygusallığa düşmemek için, uzun müddet ülke sınırları dışarısında kalmış birinin gözünden objektifliği yakalamak ve Şili’nin geleceğindeki kaçınılmaz gerçek kapitalizmi kendi aracı ile metaforlaştırmak için bu tercihi yapmıştır. Yani, yönetmen filmin bir dönemin kendisini yansıtma anlatısını karakteri ile de pekiştiriyor.

Film her ne kadar bize bir dönemi anlatmaya soyunmuş olsa da ana teması reklamlar ve reklamların insan ve toplum psikolojisi üzerindeki etkileri oluyor. ‘Hayır’ kampanyasını yürüten muhalifler tarafından kampanyanın başına getirilen René Saavedra (Gael Garcia Bernal), reklam sektörünün çağrışım, benzeşim ve özdeşim temellerine dayalı bir sistemle kampanyayı yürütür. Reklamlarda kullanılan her türlü ürün ve hizmet bu özelliklere göre şekillendirilir. Kullanılan ürün ve sunulan hizmet, toplum ve insanlar üzerinde belli çağrışımlar yaparak, kendi yaşantıları ile benzerlikler kurarak veya kendi özelliklerini beğenmeyenlerin istediği özelliklere sahip tablolar çizip özdeşim oluşturmalarına sebebiyet vererek psikolojik yönlendirmeler yapar. Kapitalist reklamcılık geçmişine sahip René de yaşam şartları iyice kötüleşmiş Şili halkının iyi yaşam koşullarına olan özlemini dikkate alarak kampanya reklamlarında toplumun bu eksikliklerini giderdiği bir yaşam profili çizmeye çalışıyor.

‘Hayır’ kampanyasını yürütenlerin reklam ambleminin gökkuşağı olması üzerine yürütülen homoseksüel ve homofobik tartışmalar ise filmdeki göndermelerden biri. Oysa gökkuşağı ambleminin kullanılmasındaki amaç, renklerin canlılığı ile reklamlarda çizilen iyi yaşam şartlarına bir gönderme yapılmak istenmesidir sadece. Film her ne kadar klişelerden kendini arındırmasını bilen politik içerikli bir film örneği gibi dursa da, dramatik ve politik içeriğinin yanı sıra komediyi de içinde barındırıyor. ‘Hayır’ ve ‘Evet’ kampanyasını yürütenler arasında karşılıklı olarak reklamlarda birbirlerini küçük düşürme yarışı başlamasıyla seyirciye bu yönünü de gösteriyor.

Reklam sektörünün bir hiciv örneği olan film boyunca merak ettiğim ise şu oldu; Kapitalizme hizmet etmesiyle mevcut olan bir sektör, kanlı dikta rejimini yıkabilecek bir araç olabilir mi?

* John Grierson’un belgesel sinema için yaptığı tanımlamadır.

Not: Bu yazı  farklı bir format ile ilk olarak otekisinema.com internet sitesinde yayınlanmıştır.

twitter.com/teksinbegec

, , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.