Yazı Tura (2004): “Yazı mı Tura mı? Ne Fark Eder ki Hangi Yüzü Gelse”

Yazı Tura (2004): “Yazı mı Tura mı? Ne Fark Eder ki Hangi Yüzü Gelse”

Share Button

Uğur Yücel’in ilk yönetmenlik denemesi olan Yazı Tura, dram/trajedi türünde bir film. Öncelikle filmin ismini nereden aldığına bakarsak (ki benim en çok ilgimi çeken noktalardan bir tanesiydi bu) yönetmen, evde düşünürken ağzımdan çıkıverdi diyor ve sonrasında şu şekilde dolduruyor içini; “Askerde ölmek mi, askerden sağ çıkıp hayatın içerisinde ölmek mi? Yazı mı tura mı? Bunun hangisi; ne fark eder ki hangi yüzü gelse…” diyor. Tek satır bile yazmaya gerek bırakmayan bu cümleler açıklıyor aslında filmin evrenini.

Filmde yönetmen, biri köylü biri kentli iki gencin askerlik süreçlerini ve sonraki hayatlarını harmanlayarak sert ve gerçekçi bir dille sunuyor. Filmde, birlikte askerlik yapan Göremeli Şeytan Rıdvan (Olgun Şimşek) ve İstanbullu Hayalet Cevher’in (Kenan İmirzalıoğlu) öyküleri, iki ayrı bölüm halinde anlatılıyor. Filmi birleştiren ortak nokta, Şeytan Rıdvan’ın çocukluk aşkını öldürmesi nedeniyle kriz geçirmesi sonucu, mayına basarak sağ bacağını, onu durdurmak isteyen Hayalet Cevher’in ise tek kulağındaki işitme yeteneğini kaybetmiş olmasına dair, ortak geçmişlerinin verildiği sahnelerden oluşuyor. İki karakter, askerlik sonrası yaşamlarında bir daha bir araya gelmezler bu yüzden film iki ayrı bölümden oluşmaktadır.

İlk bölümde, Şeytan Rıdvan’ın hikâyesi anlatılır. Schopenhauer’ın “İnsan insanın kurdudur” sözündekine benzer şekilde, hem Rıdvan’ın kendisi, hem de çevresindeki insanlar, Rıdvan’ın mutsuzluğunun kaynağıdır. Aynı şekilde Şeytan Rıdvan da, cehennem olan dünyasında, hem ızdırap çeken, hem de çevresindekilere sıkıntı çektiren bir şeytan konumundadır. Anlatı ilerledikçe, çevresine karşı yıkıcılık içinde olan Rıdvan’ın aslında, diğer kişilerle karşılaştırıldığında, dürüst ve iyi bir insan olduğu anlaşılmaktadır.

Rıdvan’ın, çocukluk aşkını öldürüşünün hikâyesini bir içki masasında anlatışı, filmde teatral anlatıma en çok yaklaşan sahnelerden birini oluşturmaktadır. Rıdvan’ın, yaşadıklarını, sanki başkasının hikayesiymiş gibi anlatıcı rolü üstlenerek öykülemesi, arkadaşlarının ona inanmayışının verilmesi ile izleyiciyi de güvensiz bir alanda bırakmaktadır. Yönetmen bu noktada, görünen her şeyin ‘gerçek’ olmasının gerekmediğine dair farklı bir mizansen yaratarak, izleyiciyi daha sonra olacak olaylarda şaşırtmanın yolunu hazırlamaktadır. Çünkü filmde görünen hiçbir şey, aslında ilk bakışta algılandığı gibi değildir. En iyi arkadaşı gibi görünen birinin içten pazarlıklı biri oluşu buna örnektir.

Filmin ikinci bölümü, Rıdvan’ın mayına basması olayında sağ kulağındaki işitme duyusunu kaybeden Hayalet Cevher’in öyküsüne dayanmaktadır. Cevher, başkaları adına haraççılık yapan, hayat kadınları ile birlikte olan, geleceğe dair güçlü ümitler taşımayan, sert, içine kapalı bir karakterdir. Hayalet Cevher’in, içedönük yapısı, zarar gördüğüne inandığı toplumdan kendini soyutlamasından kaynaklanmaktadır.

Şeytan Rıdvan, fiziksel kaybı nedeniyle erkek olarak görülmeme psikolojisini yaşarken, maço erkekliği ile ortaya çıkan Hayalet Cevher ise, duyma yetisinin olmamasıyla birlikte, askerlik sonrası yaşadığı deprem ve şimdiye kadar hiç bilmediği homoseksüel ağabeyinin varlığını kabul etmesiyle, tutunduğu tek şey olan geleneksel değerlerini de kaybederek boşlukta kalmaktadır. Film bu yan öykülerin eklemlenmesiyle de didaktik bir yapıya bürünmektedir.

Filmde, iyi ve kötü, doğru ve yanlış arasındaki dengenin kurulamadığı melankolik bir durum söz konusudur. Cevher, önce tamamıyla reddettiği, ancak daha sonra kendisiyle arasında yakınlık kurduğu ağabeyini kurtarmak için birini bıçaklayarak, kendi düşüşünü hazırlar; bir anlamda kötü olan dünyaya yenilir. İzleyici için iyi niyetine inandığı Cevher’in tutuklanması, haklı/haksız, iyi/kötü kavramlarının birbirine karıştırıldığı bir noktaya gelinmesine neden olmaktadır. Yönetmen burada açıkça bir kaos durumunu resmetmektedir.

Savaşın geri dönüşü olmayan yolları vardır. Özellikle bu duruma şahit olmuş insanlar üzerinde kat be kat fazladır. Ülkemizin Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde yıllardır süregelen iç savaş, gerek o bölgede yaşayan yerli halk gerekse de askerlik vazifesini yerine getirmek amacı ile giden askerler açısından sonuç tam bir hüsrandır. Bölge halkının sürekli silah sesleri altında yaşamayı kanıksamaları, askerlerin yaşadıkları olumsuzluklar sonucu şizofreniye varan düşüncelere kapılmaları ve ruhsal ya da fiziksel çöküntüye uğramaları hemen herkesin bildiği sonuçlardır. Yazı Tura, bu anlamda anlattığı iki gencin yönetmenin de söylediği gibi askerde olmasa da sonrasındaki yok oluşlarının hikâyesidir ve bu noktayı başarı ile verebilmiştir. Örneğin Şeytan Rıdvan’ın Türk milli takım formasıyla dışarı çıkması ayrıntısının vurgulanması, herhangi bir olumsuzlukta “Ben sizler için gazi oldum” söylemleri, aynı şekilde Hayalet Cevher’in de tutuklandığı sırada kendine olan güvenini kaybettiğinin ve devletin bekası için çalışan bu gençlerin bir nevi devletin korumasına sığındığı anlamına gelmektedir. Yaşadıkları fiziksel kayıplar nedeniyle her iki erkeğin de bir anlamda hadım edilmiş olduklarını söylemek olanaklıdır. Kendilerine olan güvensizlikleri, sıkıntılı anlarında vatanları için çarpıştıklarını söylemeleriyle doruğa çıkmaktadır.

Yazı Tura filminin oyunculuk yönetiminin benzersizliğinden; sert ve riskli bir sinema diliyle kurduğu drama duygusunun sağlamlığından, bu filmi şimdiye kadar seyretmiş olduğumuz askerlik filmlerinden farklı kılan öğelerden söz etmek ve sonuç olarak çağımızın toplumsal yansımasının bir ürünü olduğu için döneme yönelik belge niteliği taşıdığını kabul etmek mümkündür.

#cineritüeltop150

Konuk Yazar: Zehra KURT

Cineritüel’e yazıları ile katkıda bulunan konuk yazarlarımızın ortak hesabıdır.

, , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir