İzmir Filmekimi Güncesi – 3

İzmir Filmekimi Güncesi – 3

Share Button

Filmekimi İzmir programının son gününde The Lunchbox, Fruitvale Station, Jeune & Jolie, The Past ve Like Father, Like Son filmleri gösterildi. Festival yoğun talep yüzünden 1 gün daha uzatıldı. Festivalin sürpriz filmi olarak lanse edilen Locke ilk kez ve Sen Aydınlatırsın Geceyi, Geçmiş, Mavi En Sıcak Renktir’in seanslarla tekrar gösterimde olacağını belirtelim.

Üçüncü günün açılış filmi Sefertası (The Lunchbox) festivalin en umut dolu filmi olarak göze çarpıyor. Mucizeler kenti olarak adlandırılan Mumbay’da her gün 160.000 sefertası evlerden alınıp işyerlerine dağıtılır, akşamüstleri de aynı şekilde toplanır. Mutsuz ev kadını Ila’nın kocasını heyecanlandırmak ümidiyle denediği tariflerin olduğu sefertası yanlışlıkla emekliliğini iple çeken yalnız Saajan’a ulaşır. Birbirlerine ufak notlar iletmeye başlarlar. Hint sinemasının kendine özgü dokusunu, birbirlerini görmeden başlayan mektup aşklarını ve yitip giden hayallerini dozunda bir mizahla anlatan Sefertası, sıcak ve muzip bir film.

Sundance Büyük Jüri Ödülü kazanan Son Durak (Fruitvale Station) oldukça trajik bir öyküyü yalın bir dille anlatarak göze çarpıyor. Geçmişi hatalarla dolu Oscar’ın sevgilisi, kızı ve annesine artık daha iyi biri olacağını sözünü verdiği bir gece metroda polis tarafından vurularak öldürülür. Oscar’ın öldürülme anından geri dönüşle izlediğimiz kurmaca bölüm biraz taraflı olsa da, polis şiddetinin olduğu final bölümü insanın kanını donduruyor. Sokaklarla dolaşan polis şiddetine karşı ayaklanmanın simgesi haline gelen Oscar’ın öyküsü bizim için de oldukça tanıdık. Yaz boyunca Gezi Parkı protestolarına katılan ve polisten şiddet gören / öldürülen gençler hakkında ne zaman bir film yapılacak merak ediyorum. Filmde polis şiddetinin karşılıksız kalması, olayların telefon kameralarına kaydedilmesi gibi durumlar da ülkemizde yaşananlarla paralellik gösteriyor.

François Ozon’un Jeune & Jolie ise yönetmenden beklenmeyecek derecede eksikli bir iş. “4 mevsim ve 4 şarkıyla 17 yaşındaki bir kızın çağdaş portresi” olarak tanımladığı filminde Ozon, cinsel uyanışını fahişe olarak olgun erkeklerle yaşamayı seçmiş bir kızın hikayesini anlatıyor. Bunuel’in Gündüz Güzeli’ni çağrıştırsa da kızın tercihlerinin altını doldurmayı başaramıyor. Film fahişeliği seçmeyi bir hata olarak görmeyerek cesur olsa da doğru sorular sorup cevap almayı beceremiyor.

Asghar Farhadi yeni filmi Geçmiş (The Past) ile bu kez Fransa’da çetrefilli bir aile dramına imza atıyor. Resmi olarak boşanmak için İran’dan Paris’e gelen Ahmet, eski eşinin çocukları ve sevgilisi arasında sorunlara ortak olmak zorunda kalır. Eşinin sevgili Samir halen evlidir ve eşi komadadır. Geçmiş isminin aksine hiçbir şeyi geride bırakamayanlar üzerine incelikli bir film. İran sinemasının son dönemdeki en etkin yönetmeni olan Farhadi, başka bir ülkede yabancı olmak ve aile kavramları üzerinden giderken geride bırakmanın zorluğu, yaşanmışlıklar ve hatıralar ile ilgili önemli şeyler söylüyor. The Past’ın senaryosunun içerdiği dinamiklik ise parmak ısırttıracak derecede iyi. Bir Ayrılık sonrasında yine başyapıt seviyesinde bir filmle karşı karşıyayız.

Festivalin kapanış filmi Benim Babam, Benim Oğlum (Like Father, Like Son), Cannes Jüri Ödülü ile dönen bir Japon filmi. Doğumundan altı yıl sonra hastanede çocuklarının karıştığını öğrenen birbirinden farklı iki aileyi merkeze alan film; kan bağı, ebeveynlik ve çocuk psikolojisini merkeze yerleştiriyor. Her ne kadar eli yüzü düzgün bir film olsa da festival seçkisinde olması hatta Cannes’da ödül alması bende biraz şaşkınlık yarattı. Film başından sonuna kadar hesaplı senaryosu, duyguları incitmeye çalışan finaliyle düzgün bir popüler filmden öteye geçemiyor.

twitter.com/gok_gkhn

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.