Pacific Rim (2013): Yaratıklar, Çizgi Filmler, Kahramanlar

Pacific Rim (2013): Yaratıklar, Çizgi Filmler, Kahramanlar

Share Button

Özünde filmleri sınıflandırmak aslında oldukça basittir: İyi filmler vardır bir de kötüler ve vasatlar. Perdede izlediğimiz inanılmaz öyküleri sanki yanımızda oluyormuşçasına iyi anlatan yönetmenler, bazen yanı başımızda her gün aşina olduğumuz öyküleri anlatmayı beceremezler. Temelde yönetmen ağırlıklı bir sanat dalı olan sinemanın birçok bileşenden oluştuğunu kabul etmemiz gerekir. Pazarlama faaliyetleri de kuşkusuz bu çarkın önemli dişçilerin biri, ancak ürünün niteliğini sarsacak şekilde agresif hale dönen bu politikalar sayesinde 2000’ler sineması yeni bir tabir kazandı: Yazlık gişe filmleri. Klimalı AVM salonlarının çoğalmasına paralel ortak özellikleri tercihen dünyanın yerle bir olmasını sağlayacak herhangi bir şey (felaket, istila vs.) ve kötü gidişata dur diyecek bir süper, normal ya da anti kahraman olan bu filmler; üç boyut teknolojisinin de hayatımıza girmesiyle draje şeklinde pazarlanmaya devam ediyor. Senaryo boşluklarını vücutlarla doldurmaya çalışıyorlar, görsel olarak birbirleriyle yarışıyorlar, eskileri karıştırıp cilalayıp önümüze yeni diye koyuyorlar ve en önemlisi her yaz izlediğimiz şeyin şimdiye kadar perdede görmediğimiz bir dünya olduğunu vaat ediyorlar.

Oysa ki Guillermo Del Toro’nun son filmi Pacific Rim bu söylemin tarafı olduğu kadar karşısında da olmayı bir noktaya kadar başarıyor. Del Toro gişe filmlerinin yumuşak karnını iyi tanıyor ancak bunu iyileştirmek için herhangi bir çabaya girmiyor. Senaryo yine oldukça sığ bir kahramanlık hikayesi anlatıyor mesela, herhangi bir sürpriz de içermiyor. Hikayenin getirdiği fedakarlık, kayıp, ekip çalışması, aşk gibi temaları olabildiğince sade anlatmayı tercih ediyor. Ancak öyküyü militarizmden ayrıştırmayı biliyor. Amerikan ordusu yerine bir direniş ordusu yerleştiriyor. Savaşın getirdiği ağır erkek hegemonyasını kırmak için küçük mizahi dokunuşlar yapıyor, hatta ordu içerisindeki erkeklerinin testosteron anlarını kitch bir estetik ile ekrana yansıtıyor. Görsel olarak ise geniş açılı objektiflerle sağlanan alan derinliği, etkili bir şekilde kullanılan 3D teknolojisi ile türdeşlerinden farklı olmayı başarıyor. Canavar ve robot tasarımlarının da oldukça görkemli olduğunu söyleyebiliriz ancak yine de yönetmenin ilk dönem filmlerindeki (Cronos, Mimic) yaratıcı hamlelerin olmadığını da söylemek mümkün.

Del Toro’nun yaratıklara olan ilgisi malum. Tüm filmlerinde tasarım olarak özgün, dramatik yapıya katkısı olan canavarlar kullanmayı seviyor. Bu sebeple Pacific Rim onun için biçilmiş kaftan diyebiliriz. Kaiju olarak adlandırılan ve daha çok Japon nükleer tehdit sonrasında Godzilla ile doruk noktasına çıkan bu filmlerde şehirlere saldıran ya da birbirleriyle çarpışan yaratıklar görmüştük. Özellikle 80’lerde video furyasıyla oldukça ilginç B filmler de bu türe hatırı sayılır bir katkı yaptı. Canavarların robotlarla çarpıştırılması da bu dönemden yadigar. Hatta 80’ler çizgi filmlerinde (Voltran, Transformers vb.) sık kullanılan bir tema olduğunu söylemek mümkün. Del Toro’nun Japon mitleri ile dönemin çizgi filmlerini referans almasında bir sakınca yok ancak bunların üzerine ne koyduğu tartışmalı. Filmin bu temaya yaptığı iki katkı bulunmakta: Birincisi canavar kültürünün “new age” bir din olarak algılanması, canavara ait her şeyin satılması ve savaş vurguncuları filme başarıyla adapte edilmiş. Özellikle Hong Kong’da geçen “canavar parça pazarı” Del Toro’nun kara mizahından oldukça faydalanıyor. Blade Runner’ı andıran bu sahnelerinin filmin sinematik olarak en güçlü anlarını barındırdığını da söyleyelim. İkincisi ise aksiyonda geleneksel usulleri tercih etmiş olması. Simge yapıları, köprüleri yıkmak için çaba sarfetmemesi sayesinde, izleyicinin ilgisi canavar ve robotların detaylarına kayıyor. Yine de bunların genel planda akan hikayenin sakilliğini örttüğünü söylemek güç.

Bu filmlerin izleme kültürünü at gözlüğü bakış açısından çıkamayan Amerikalılar için popcorn yaz eğlencesinden ve gişe gelirinden başka bir şey ifade etmediğini söyleyebiliriz. Pacific Rim’in asıl başarısı ise süper kahraman filmlerinin sıkıştığı kendiyle hesaplaşma dar alanından ya da felaket filmlerinin birbirinin tekrar hikayelerinden kısmen uzaklaşması, hikayeye katılan değişik kurgu numaralarıyla kendisini ciddiye alan (Inception vb.) filmlere meyil  etmemesi şeklinde toparlayabiliriz. Del Toro iyi bildiği bir alanda düz bir hikaye anlatıyor, elindeki metnin iyi ve kötü yönlerini analiz ederek sonuca ulaşmaya başarıyor ki stüdyo sisteminde bu göz ardı edilecek bir başarı değil.

twitter.com/gok_gkhn

, , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.