Notre Jour Viendra (2010): Normal Diye Bir Şey Yok

Notre Jour Viendra (2010): Normal Diye Bir Şey Yok

Share Button

Konuk Yazar: İbrahim Altunkes

“Saçım canınızı mı sıkıyor?
Uzamalarına izin vereceğim.
Davranışlarımdan rahatsız mı oluyorsunuz?
O zaman onları daha da pekiştireceğim.
Ne zaman çok şiddetli aşağılanma altında kalsam
Kayıtsız kalmaya devam edeceğim.
Sonunda gerçek beni bulacağım.
Tiksintiye…
Utanca…
Tüm bunlara rağmen.
Beni olduğum gibi seveceksin.”

Notre Jour Viendra, “normal diye bir şeyin olmadığı”nı haykırmak için yaratılmış bir film. Öyle ki bu haykırış; yerleşik figürlerini o kadar estetik ve modern bir yadsımayla sunuyor ki izlerken bize yalnızca direksiyonu hiçbir yöne çevirmeden asıl anlatılmak istenileni anlamak kalıyor.

Sosyo-tabanda kendine yer edinememiş her bireyin ötekileştirecek yanlarını bir nevi kendisinin çizip ‘kötü’ tarafa sunması bile yukarıdaki durum dolayısıyla hoş karşılanabiliyor. Filmdeki Fransa üzerinden gerçekleştirilen diyaloglarda gösterilmek istenilen asıl durum da; her aidiyet duygusunun dışlanmayı hak ettiğidir. Özündeki bu misyonun filme ilintilendirilmesi ise her ne olursa olsun, haklı ya da haksız bu birleşme sürecinin hayal kırıklığıyla sonuçlanacağıdır. Bu noktayı yakalamak ve aynı zamanda sırıtmaması için de bir şeyler yapmak gereklidir ve Romain Gavras bunu bize; tüm girişimleri tıpkı ‘birleşme’ için Remy’nin İrlanda’ya gitme çabası gibi sonuçsuz bırakarak veriyor. Burada farklı bir nokta olarak olabilecek tüm zıtlıkları aralarında barındırmalarına rağmen benzeşme çabasındaki iki karakterin Fransız aidiyetinden kurtulma çabalarını ise korundukları sistemin sade, ironik bir eleştirisi olarak görebiliriz.

Filmin iki kutbu var: Remy ve Patrick. Yani uyum normunun iki yanındaki uyumsuzluklar. Tüm negatif veya agresif karşılamaları ile Patrick şiddet eğilimli ve sosyopat makyajıyla bize anormalliğini olduğundan ne eksik ne de fazla bir şekilde kabul ettirmek için yaratılmış. Remy ise katlanamadığımız her şeyin aslında bir merkezde toplanabileceği ve buna geçişsiz keskin bir kalıp sağlayabileceği üzerine yaratılmıştır. Yani Remy filmde yer alan yukarıda yazılı şiirin bir parçası değildir. Bir parçası olmak da istemez. Belki Remy’nin tüm yaptığı Patrick’inkilerin yanında yalnızca küçük çırpınışlar olarak kalır. Kendi benliği de dahil kopamadığı ve kopamayacağı hiç bir şey yoktur.

Sonuçsuz bırakılan sekans sayısı sıfır olmasına rağmen filmin ne başında ne ortasında ne de sonunda herhangi bir sonuca rastlayamıyoruz. Bu noktada dinamik imgelerle süslenen hatta neredeyse her sahnenin sonuna konulan ışıltılı objeler, bize aslında en başından beri avaz avaz söylüyor bir sonuca varamayacağımızı. Sonuç olarak sinema yeni yepyeni, haklı dertler edinip bunları dosdoğru söyleyebilen bir yönetmen kazandı Notre Jour Viendra’yla. O vakit saygıya düşman nihilist bir yönetmene sınırsız saygı besleyelim biz şimdiden.

twitter.com/durplutoist

, , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.