La Terra Trema (1948): Yükseliş, Refah ve Gurur

La Terra Trema (1948): Yükseliş, Refah ve Gurur

Share Button

“Sinema gerçeğe yaklaştığı oranda sanat olabilir.”

André Bazin

İnsanoğlunun, varoluşundan beri süregelen mükemmele ulaşma isteriğinin bana göre sanattaki yansıması “nesnel gerçekliğe” ulaşmadır. Tüm sanat dalları içerisinde bunu doruk noktada sadece sinema başarabilir; çünkü onun gösterdiği var olanın kendisidir. Diğer sanat dallarında nesne (gerçek) ile nesneye bakan arasında yaratıcısının eli yer alıyorken, sinemada bu farklı bir boyut kazanır. Yönetmenin (yaratıcının) kendi istediği nesneyi göstermek istemesi, diğer sanat dallarında olduğu gibi keskin bir müdahale ile değildir. O, nesneyi resmetmez, betimlemez, olduğu gibi kullanılır. Nesnel gerçekliğin yaratıcısıyken aynı zamanda bir bileşenidir de.

Sinemayı, gerçekliğin inşa edilmesi olarak gören (Eisenstein) ve gerçeğin mumyalanması olarak gören (Bazin), iki farklı görüş bulunmaktadır. Gerçekliğin ölümsüzleştirilmesi olan bu mumyalama işlemini, sinemada, belgeci gerçekçiliğin en doruk noktalarını yaşamış olan İtalyan Yeni Gerçekçiliği yakalamıştır. İzleyicinin nesnelerle gerçek bir ilişki kurması için kullanılan alan derinliği ve olayın kesintisiz anlatımının önemli olmasından dolayı kullanılan uzun çekimler, akımın doruk noktaya ulaşmasındaki önemli iki parametredir. Bu parametreler ile seyirci, görüntüde gösterilen ile bir bağ kurarken, aynı anda, verilen olay örgüsüyle arasında olan beyaz perdeyi yadsıyarak seyirci konumundan çıkarılır ve olayın bir şahidi haline getirilir. Bu şahitlik durumundan bir kopukluk yaşanmaması için akım, stüdyoları yadsıyarak doğal mekan kullanımını, profesyonel oyuncuları ve makyajı yadsıyarak da amatör oyuncu kullanımını seçerek seyirciyi, izleyici olma konumundan uzaklaştırmayı başarabilmiştir. Alan derinliğinin ilk kez olarak stüdyonun dışında kullanılmış olması ve birkaç olayın hiç kesme yapılmadan üç ya da dört dakika uzun çekimlerle verilmesi Luchino Visconti’nin Yer Sarsılıyor filmini  akımda önemli bir konuma yerleştiriyor.

Bisiklet Hırsızları filminden daha önce yapılmasına karşın 1952 yılında gösterim bulan film, Sicilya’nın küçük bir köyü olan Aziz Trezza’da bir balıkçının balık tüccarlarına karşı verdiği ekonomik savaşımı anlatır. İnsanın insanı sömürmesinin anlatıldığı hikayede, yönetmenin kendi komünist kişiliğinin de etkisiyle yaptığı kapitalizm eleştirisinde, tüccarlar burjuvaziyi temsil ederken, balıkçılar da işçi sınıfının ta kendisidir. Burjuvazi eleştirisi tüccarların tutumları üzerinden yapılırken, tutumdaki sertlikler Mussolini faşizminin İtalya’da oluşturduğu baskıcı günlere bir göndermedir aynı zamanda. Visconti, filmdeki bu göndermeleri ve kişisel görüşünü öyle ustaca harmanlıyor ki, filmin belgeselci üslubundan hiç taviz vermiyor. Oysa akımın bir diğer önemli filmi (aynı zamanda son filmi) olan De Sica’nın yönettiği Umberto D. filmindeki melodramik yapı akımın getirmiş olduğu misyonun önüne geçer.

İtalyan Yeni Gerçekliği içerisinde bulunan bir çok filmde olduğu gibi Yer Sarsılıyor filminde de tüm oyuncular profesyonel olmayan, halkın içinden seçilen kişilerden oluşur. Bu özellik akımla birlikte başlayan yeni bir durum değil, sinemanın başlangıcından beri gerçekçilik çabalarının içinde olan bütün filmlerde mevcut bir algıdır. Sovyet sinemasının önemli isimlerinden Eisenstein gibi yönetmenler de filmin gerçekçilik etkisini arttırmak için hiçbir oyunculuk tecrübesi bulunmayan sıradan insanları oynatmıştır filmlerinde. Filmin gerçekçiliğini arttırmak için başvurulan bu metodun olumlu sonuçları olduğu gibi yer yer negatif etkisi de olmuyor değil. Yer Sarsılıyor filmindeki kimi sahnelerde duygusal yoğunluğu aktarmak için ortaya konan aşırı oynamadan kaynaklı oyunculuk, filmi bir yapaysallık içerisine sürükleyerek seyirciyi şahit konumundan tekrar ilk konumuna taşıyor.

Anlatılan öyküyü aşamalı olarak ezen, ezilen sınıf çelişkisi üzerinden okumak mümkünken, ben anlatıyı yükseliş, refah ve gurur olarak üç bölüm şeklinde okumayı tercih ediyorum. Zira Visconti, filmde Marksist ideolojiye yakın çizgiyi tercih etmiş olsa da ahlaksal (etiksel) sorgulamayı da göz ardı etmemiştir. Ana karakter Ntoni üzerinden sınıf mücadelesini, işçi sınıfındaki tekil direnmelerin getirdiği hezimeti, kurtuluşun tekillikten çoğulluğa ulaşılması ile aşılabileceğinin altını çizen yönetmen, bunu yaparken de aynı karakter üzerinden bireyin etik problemlerine gönderme yapıyor. O, Ntoni’nin haksızlığa karşı direnmesiyle yükselişe geçmesini beyazperdede gösterirken mücadele eyleminin doğruluğuna ve kutsallığına dikkat çeker. Elde edilen yükselişten sonra yaşanan refah dönemi ise beraberinde yetinememeyi (aç gözlülüğü) getirir ve bu getiri bir çöküş döneminin başlamasının habercisidir. Yetinememe duygusunun tek yaptırımı ise her zaman ve her koşulda çalışmaktır. Refah döneminin sunduğu parasal rahatlık Ntoni ve ailesinin konumunu değiştirdiği gibi tavırlarını da etkiler. Bu rahatlığı sürdürebilmek ve elde edilen konumu korumak için gerekli daimi kazanç aynı zamanda bireye aç gözlülük kazandırır. Filmde bu noktada başlayan çöküş ile yönetmenin aç gözlülük eylemine getirdiği eleştiri belirgin bir şekilde hissedilir. Çöküş döneminden sonra süregelen süreçte ise elde edilen tüm varlığın kaybı ile birlikte Ntoni’nin sarıldığı tek bir etik vardır, o da gurur. Yönetmen bu son noktaya keskin bir olumlu ya da olumsuz eleştiri getirmez. Gurur üzerine iyi ve kötünün sorgulamasını seyirciye yaptırırken, karakterin çaresiz tercihi ile de bu sorgulama için seyirciye bir ipucu verir.

Visconti, filmin bütününü Sicilya lehçesinde çeker ve İtalyan izleyicinin bile anlamakta zorluk çektiği dili inatla çevirmekten geri durur. Bu durum her ne kadar filmin anlaşılmaz kılınmasına sebep olsa da yönetmenin buradaki protestosu tamamen İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan yoksulluğadır. Amacı İtalyan halkının günlük gerçeğini ve sefaletini perdeye taşımak olan akımın örneklerinden birinin bu protestosu estetikten uzak olsa da kesinlikle anlaşılır bir tavırdır. Filmin başlangıcında da değinildiği gibi “Sicilya’da İtalyanca fakirlerin konuştuğu bir dil değildir”.

Yer Sarsılıyor filmi ile Visconti, kullandığı uzun çekimler, sabit açılar ve alan derinliği ile gerçeğe yaklaşabilmeyi başarmış, uzun süresi boyunca Bazin’in de dediği gibi gerçeğin mumyalanmasını gerçekleştirmiştir. Estetik kaygıdan uzak olması ve kişisel ideolojisinin hissedilmesi kimilerine göre filmin eksileri gibi görünürken, bana göre bunların filmin akımsal özelliklerinin önüne geçmemesi yönetmenin bir başarısıdır.

twitter.com/teksinbegec

, , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.