Killing Them Softly (2012): Avrupa’nın Tüm Para Birimleri, Dolar Çocuğudur

Killing Them Softly (2012): Avrupa’nın Tüm Para Birimleri, Dolar Çocuğudur

Share Button

2007 yılında The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford filmi ile gözleri üzerine çeken Yeni Zelandalı yönetmen Andrew Dominik,  uzun bir aradan sonra Killing Them Softly ile seyirciyle buluştu. Jesse James’de olduğu gibi son filminde de Brad Pitt ile çalışan Dominik, tipik bir suç filmini, ABD’nin 2008 yılında yaşadığı ekonomik buhran ile harmanlayarak sıradan bir şiddet hikayesi olmaktan uzaklaştırıyor ve seyirciye, kapitalizm eleştirisi yapan hikaye ekseninde, soğukkanlı bir katil ile bolca şiddet sahneleri sunuyor. Açılış sahnesinde kullandığı kurgu ile izleyenleri daha dikkatli olması konusunda uyararak uzun ve mizahi diyaloglarla filme başlayan yönetmen, ne yazık ki filmin devamında kötü bir kurgu ile devam ediyor. Bana göre filmdeki tek eksik nokta da kurgu zaten.

Hikaye, illegal kumarhene işleten Trattman’ın (Ray Liotta), kendi kumarhenesini soyduğunu arkadaşlarına açıklamasından sonra, bu tarz bir olayın tekrar vuku bulması halinde tek suçlunun Trattman olacağını düşünen Johnny’nin (Vincent Curatola), Amerikan rüyasının peşinden koşan Frankie (Scoot McNairy) ve tek arkadaşım dediği Russell’a (Ben Mendelsohn) rüyalarını gerçekleştirmeleri için bir şans vererek kumarhaneyi soymaları için planını anlatmasıyla devam ediyor. Daha sonra bu iki kafadarın kumarhaneyi soymasından sonra, olayı kendi içinde çözmek ve işleri rayına sokmak isteyen, düzenli bir sisteme sahip bir işletme gibi hareket eden suç örgütü, işi halletmesi için Jackie’yi (Brad Pitt) görevlendiriyor. Böyle izah edince filmin sıradan bir suç filmi gibi seyredeceği fikrine sahip olabilirsiniz. Ki karşımızdaki sıradan bir yönetmen olsaydı, olması muhtemeldi. Fakat Dominik’in, suç örgütünü, finansal sorunları rayına sokmak için varolan bir işletme gibi betimlemesi ve ABD hükümet yetkililerinin televizyon-radyo konuşmalarını ekrana getirmesi ve hükümeti de bir işletme olarak görmesi/göstermesi, bizi bu fikirden uzaklaştırıyor.

Sistem eleştirisini, Obama’nın sürekli “hepimiz aynıyız, hepimiz eşitiz; tek bir toplum, tek bir insan olarak” başlayan veya devam eden konuşmalarını fona koyarken, Amerika’da yaşayan bireylerin yalnızlığını ekrana, karakter diyaloglarında dile getirerek yapıyor yönetmen. Bunu yaparken de aynı zamanda kurşunların silahtaki hareketleri ve beden üzerindeki etkilerini ağır çekimle göstererek teknik ve özel efekt açısından da seyirciyi doyurmayı ihmal etmiyor.

Kapitalist sistemlerin devamlılığı için gerekli argümanların filmde gösteriliş biçimi; işletmelerin (devlet, suç örgütü) finansal çıkmazlardan sıyrılmadaki çözüm araçları olan kan ve para. Suç örgütünün, kurulu düzeni etkileyen sorunları kan akıtarak çözmesi, devletin savaşla finansal (parasal) sorunları çözmedeki tezahürünün iz düşümü.

Jackie’nin, Thomas Jefferson’ın söylemini yaşam biçemiyle karşılaştırarak anlattığı ve kendisindeki Amerika resmini çizdiği sahnede aklıma Louis Ferdinand Céline’nin Gecenin Sonuna Yolculuk kitabında resmettiği Amerikan ahalisi geldi. Şöyle diyordu Céline: “Bir çulsuz için, herhangi bir yerde bile karaya çıkmak pek kolay iş değildir ama bir kürek mahkumu için durum daha da beterdir, özellikle de Amerikan ahalisinin Avrupa’dan gelen kürek mahkumlarını hiç ama hiç sevmedikleri dikkate alınırsa. “Bunların tümü de anarşistir” diyorlar. Yani ülkelerinde yalnızca cebi mangırla dolu meraklıları ağırlamak istiyorlar, çünkü Avrupa’nın tüm para birimleri, Dolar çocuğudur.” Bu cümlelerin geçerliliği filmin son sahnesinde Jackie’nin söyleminden de net bir şekilde anlaşılabilir.

twitter.com/teksinbegec

, , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.